Mart, 2009 için arşivler

Shadow Hearts From the New World

Turn-Based (sıra tabanlı) RPG serisi Shadow Hearts’ın üçüncü oyunu raflardaki yerini aldı. Serinin bir önceki oyunu Shadow Hearts: Covenant 2004 yıllında piyasaya çıktığında hak ederek büyük sükse yapmış ve yabancı, yerli bir çok oyun dergisi tarafından yılın en iyi RPG oyunu seçilmişti. Durum böyle olunca Shadow Hearts’ın yeni oyunu en çok beklenen RPG’lerden birisi durumundaydı. İki yıllık bir nöbeten sonra nihayet Shadow Hearts From the New World ile randevu zamanımız geldi çatı.

İlk olarak belirtelim; oyunun üreticisi, ilk iki oyunda olduğu gibi, varlığını Shadow Hearts serisine borçlu olan Japon üretici Nautilus. From the New World’de ilk farkedilen bir önceki oyun SH: Covenant ile konu ve senoryo anlamında tüm bağların kopartılmış olması. Eski oyundaki karakterler tamamen terkedilmiş. New World’de bir kazada babasını ve kız kardeşini kaybetmiş, on altı yaşındaki dedektif Johnny’i konrtol ederek kaçak suçluların izini süreceğiz.

Eski oyunların hayranları için hemen belirtelim, Shadow Hearts From the New World seleflerinin oynanış ve tarz olarak tüm tipik özelliklerini taşıyor. Oyun sırasında kullanılan alet, edavatan tutunda, oyunun savaş dinamiğine kadar tüm Shadow Hearts özellikleri küçük değişikliklerle korunmuş. Eski oyunlarda olduğu gibi yine, dükkana girip “Just Us Guys” isimli bisikleti satın alabiliyoruz. Veya oyunu bayan karakteri oyun boyunca yediklerinin kalorisine bağlı olarak şişmanlayabiliyor ve aldığı kilolarla birlikte vücut şekli değişim gösteriyor. Bu arada son oyunun bayan karakteri Shania isimli bir Amerikan yerlisi hanım. Johnny’nin ailesini öldüren esrarengiz ateşin sırını çözmek için, Johnny ile müttefik oluyorlar. Ayrıca Shaniada köyünü imha eden bir cadının peşindedir.

Üretici öyküyü mantık ve eğlencenin ortasına düzgün şekilde yerleştirmeyi başarmış. Oyunumuz 1900’lü yılların Amerikasına benzeyen bir meknada geçiyor, zaten New World ismide burdan gelmekte. Mekana uygun karakterler vs. geliştirmeyi başarmışlar ama yinede New world de karşılaştığımız, oyuna kısa süreliğine giren karakterler hikayenin bütünüyle çok bağlantısız kalıyorlar ve bu oyunun ciddiyetine hasar veriyor. Aslında bu durum pek de önemli değil neticede oyunun yaratığı keyife çok zararı olmuyor ancak RPG oyunlarda senaryo bütünlüğü diğer oyun türlerinden çok daha önemlidir. Bu noktada üçüncü kere Shadow hearts oyununu üreten Nautilus firmasının biraz daha iyi bir iş çıkartmasını beklerdim.


Johnny and Shania
Gelelim oyunun aksiyon kısmına. Şüphesiz Shadow Hearts oyunlarının en güçlü özelliği savaş sistemidir. Sıra tabanlı oyunlarda standart bir döğüş sistemi vardır, iyiler ve kötüler karşılıklı dizilirler ve sırayla birer tane saldırı gerçekleştirirler. Savaşı genelde silahı ve zırh bakımından daha güçlü olan kazanır. From the New World de olayı biraz daha esnek hale getirmişler, oyunda buna Judgment Ring (hüküm halkası) deniyor. Şöyle ki biz saldırı yapmak için bir silah seçtiğimizde ekranda parçalara ayrılmış ve içerisinde kırmızı ibresi olan bir disk ortaya çıkıyor. Bu kırmızı ibre diskin parçaları içerisinde hızla gezerken, biz de doğru zamanı ayarlayarak (X tuşu ile) ibreyi parçalardan birisinin içerisinde durdurmaya çalışıyoruz. Eğer doğru nokta tutturulabilirse saldırı başarılı oluyor, ayrıca bazen disk de strike alanı çıkıyor eğer ibre bu noktaya getirilebillirse çok daha etkili bir vuruş yapılabiliyor. Hiç bunlarla uğraşmadan saldırı diskini otomatiğe geçirmekte mümkün ancak bu hem oyunun orijinal zevkini azaltıyor, hem de otomatik yapılan saldırılar rakibe daha az zarar veriyor. Judgment Ring olayı geleneksel RPGlerden farklı olarak döğüş sahnelerinde oyuncuya daha fazla müdahale şansı veriyor. Ayrıca bu disk sistemi sayesinde yeni bir upgrade alanı açılmış oluyor, burda diskteki strike alanlarını genişletmek veya yeni saldırı parçaları satın almak mümkün.


Oyunun alet, silah ve büyü depolama sistemi küçük değişiklikler dışında aynı kalmış. Değişiklik ise şöyle, artık kontrol etiğimiz karakter üzerinde daha göçlü saldırılar yapmamızı sağlayan enerjilerde taşınabiliyor. Bu enerjiyle kombo ve “double attack” denilen özel saldırı şekileri uygulanabiliyor. From the New World deki önemli ensturmanlardan bir tanesi de serinin eski oyunlarında olduğu gibi elbette ki büyüler. Büyüleri sağlayan gücü oyun sırasında ortalıktan topluyoruz. Bu oyunda stellars diye geçen bir madde, bunlar karşımıza yıldız, yengeç ve tahıl şeklinde çıkıyor. Stellarları kontrolümüzdeki karakterlerin arasında istediğimize kullanabiliyoruz, büyü upgrade olmaya hangi karakterimizin daha çok ihtiyacı varsa stelları ona verebiliyoruz.

Oyunun seslendirmeleri ve müzikleri serinin eski oyunlarında olduğu gibi başarılı. Özellikle baş karakterlerimiz; Johnny Garland ile Shania’in seslendirmeleri son derece başarılı. Ancak seslendirmelerin başarısı oyun içindeki ses efektlerine yansımamış öyleki bazen kulak tırmalayıcı hale geliyor. Müzikler ise gayet tatmin edici kalitede, soundtrack albümü bile alınıp dinlenebilecek güzelikte..

Oyundaki karakterlerin dızaynından bahsedelim. Tüm karakterler canlı ranklerle bezenmiş ve geldikleri ülkelere uygun kılık, kıyafetle giydirmişler ayrıca her karaktere kendi kişiliğini yansıtan bir yüz ifadesi ayarlanmış.

Kapanış:
40 saatlik oyun süresi ile gelen Shadow Hearts, RPG türünü seven oyunculara keyif verecek bir oyun. Oynanış ve tarz olarak serinin eski oyunlarından çok da farklı değil ama küçük olsada oyuna olumlu anlamda katkı sağlayan beli değişiklikler yapılmış. Asıl radikal değişiklik oyunun tüm karakterlierinin ve öyküsünün sıfırdan yeniden hazırlamış olması. Serinin bir önceki oyunu bundan biraz daha iyi bir oyundu ancak From the New World’de şu an için en sağlam RPG oyunlardan bir tanesi durumunda.

World in Conflict

2006 yılının sonlarına doğru, THQ piyasaya sürdüğü Company of Heroes ile büyük bir sükse yapmış , strateji türünü bir üst seviyeye taşımıştı. Company of Heroes ile Sierra’nın 20 Eylül’de piyasaya çıkaracağı World in Conflict arasında bazı benzerlikler var. Her yıl olduğu gibi firmalar 2006 yılının sonbahar -kış mevsimleri arasında hit oyunlarını piyayasa sürecekti. Company of Heroes, bu oyun bulutu arasında beklenen oyunlardan biri olsa da, birçok kişi bu oyunun yapacağı etkiden habersizdi. World in Conflict’in de 2007 sonbaharında gelecek olan Crysis, Unreal Tournament 3, Assassin’s Creed, Half life 2 Episode 2, Call of Duty 4 gibi hit oyunların gölgesinde kalmasına rağmen, piyasaya çıktığı anda geçtiğimiz yıl Company of Heroes’un yaptığı etkiyi tekrarlaması muhtemel görünüyor.

Bu öngörümüz neye dayanıyor ? Oyunun hem multiplayer beta’sını hem de singleplayer / multiplayer demosunu deneme fırsatı bulduk ve gördüklerimiz bizi etkiledi.

Öncelikle oyunun türünden bahsedersek eğer; oyun bir gerçek zamanlı strateji oyunu. Yalnız oyunda daha önceden alışık olduğumuz kaynak topla, bina yap ve ordu kur sistemi kurulmuyor. Ya da en azından ilk ikisinin olmadığını söyleyebiliriz. Oyunda kaynaklarımız ekranın sağ üst köşesinde yazıyor, bu kaynaklar oyun içindeki durumumuza kendi kendine artıyor. Elimizde bulunan kaynaklar ile herhangi bir tank, asker veya helikopteri yaptığımız zaman , öncelikle bunların nereye ineceğini haritada belirliyoruz. ( Çünkü havadan uçak vasıtasıyla yere iniyorlar ) Bir tank’ın inme süresi 15-20 saniye arasında değişiyor. Oyunda herhangi bir base’imiz yok, kontrol ettiğimiz stratejik noktaların sayısına göre ordumuzu indirebileceğimiz bölgeler de artıyor.

Oyunun konusu hakkında söylenecek fazla birşey yok, Amerika’ya saldırı düzenleyen Sovyet ordusuna karşı Amerika’nın mücadelesi konu olarak işleniyor. Oyunda hem skirmish’te hem de multiplayer’da Sovyetler ile oynayabilmek beni Red Alert oynarken yaşadığım anılara götürdü.

Oyunun grafikleri ve fizik motoru oldukça iyi, yalnız detayları tam olarak açamadığım için detaylı yorumlar yapamayacağım. Amd 3200 , 1024 ram, 512 mb ati x 1600 ekran kartımda 1280 * 1024 çözünürlükte ve orta seviye detaylarda akıcı olarak oynayabildim.


Oyunun konusu, grafikleri ve oynanışı hakkında bilgiler verdik. Peki nedir World in Conflict’i bu kadar özel yapan veya oyunu oynarken hissettiğimiz sınırsız adrenalinin sebebi ? Oyunun multiplayer kısmı singleplayer’dan daha zevkli. Multiplayer’da herhangi bir haritaya girdiniz diyelim. Öncelikle Amerika veya Rusya’yı seçiyorsunuz. Ondan sonra hangi ordu üzerinde özelleşeceğinizi seçiyorsunuz. Bunlar ise: Airborne, infantry, armor squad ve artillery squad. Diyelim Airborne’u seçtiniz, heavy ve medium helikopterleri kullanma hakkına sahip oluyorsunuz ama infantry’i seçen birinin kullandığı özel askerleri savaş alanında kullanamıyorsunuz. Örnek: Sniper. Armor squad için de heavy tank örnek olarak verilebilir. Peki infantry seçen biri başının tepesinde uçuşan helikopterlere karşı ne yapabilir ? Çok fazla birşey yapamaz. Bu yüzden multiplayer 2’ye 2 oynanmıyor. 32 oyuncuyu destekleyen haritalar var oyunda. Oyunda seçilen farklı ordu tipleri ile takımlar kendi içinde dengesini buluyor. Multiplayer o kadar çabuk oynanıyor ki, bir FPS’den farksız. Oyunda bahsetmek istediğim başka bir önemli bir nokta da : kağıt , makas, taş sistemi. Eğer kağıt’ı kullanıyorsanız makas’a karşı hiç şansınız yok ve acilen yardım almak zorundasınız. Bu sistem sayesinde multiplayer’da takımlar arası bütünlüğün üst düzeyde olması ve koordineli oyunun sağlanması şart oluyor. Bu yazıyı okuyan bazı insanların kafasında şu soru işareti belirmiş olabilir : Bu oyunda base’imiz yoksa multiplayer’da kazanma şartı ne peki ? Oyundaki stratejik noktalardan daha önce bahsetmiştim.


Bu noktalar genelde tek değil, haritada öyle bölgelerde yer alıyor ki ya 2 tane yan yana ya da 3 tane. Bu ne demek oluyor? Şu demek oluyor. Süpermarket’in bir sağında bir de solunda bir beyaz çember var. Bu beyaz’ın anlamı o bölgeye kimse hakim değil. Herhangi bir aracımızı soldaki ve sağdaki çemberin içine koyup birkaç saniye bekleyince o bölgeler yeşil’e dönüyor ve bizim oluyor. Çemberin içindeki araçlarımızı veya askerlerimiz orada bir süre daha tutarsak otomatik olarak askerlere karşı etkili olan machine gun position, tanklara karşı etkili olan anti-tank position ve helikopterlere karşı etkili olan anti- air position oluşuyor. Yalnız bu oluşum süresi sırayla oluyor ve uzun sürüyor. Önce machine gun fortification oluşuyor ve yaklaşık 1 dakika sürüyor. Daha sonra diğerleri… Tabi bu arada ordumuzdan 2 tane aracı kaybetmiş oluyoruz ki bu da diğer bölgeleri almak için zaman kaybetmemiz demek oluyor. World in Conflict’te Company of Heroes’ta olduğu gibi 1 tankımız veya ordumuz çok değerli, bütün ordumuzu efektik bir şekilde kullanmamız başarı için şart. Baştaki soruya dönecek olursak; sahip olduğumuz stratejik noktalar rakipten fazla olduğu sürece rakibin puanı eksiliyor ve zaman bittiği zaman kimin puanı yüksek ise o takım kazanıyor. ( Haritadaki bütün kontrol noktalarını tutarsak oyun otomatik olarak bitiyor ) Oyunda bir de hava saldırısı düzenleme imkanı var. Sol üst köşede yer alan menüden nuke bomb, tank buster, airstrike , laser guided bomb, napalm strike, heavy artillerty gibi saldırıları yapabiliyoruz. Aynı zamanda yine o menüden, kaynaklarımızı harcamadan tank veya asker indirebiliyoruz.

Sniper Elite

2. Dünya savaşı konulu oyunlar her zaman oldu ve olacaklar… bu gerçekten asla kaçamayız. Bazıları çok kaliteli çıktı, bazıları ise yavan oldu boğazımızda kaldı. Bir çok yapımcı En iyisini yaptık, en kalitelisi biziz diye bağırdı, kepaze olanlar çok çıktı. Neymiş etrafta yaygara kopartıp, kendini böyle üstün göstermeyeceksin. Bakınız John Romero abimiz Daikatana diye tutturdu. Yıllarda palavraları söyledi, o da yetmedi hakaret bile etti. Oyun duyrulduktan sonra sürekli ertelenerek 2000 yılında çıkmış(Duke Nukem Forever!) ve sonuç felaket olmuştu. Ağzına kadar bug dolu mekanik kurbağları öldürdüğümüz, modası geçmiş bir yapımdı. Neden bunlardan bahsettim dersek. İkinci Dünya savaşı konulu bir çok oyun berbat çıkıyor da ondan dolayı. Kaliteli yapımlar tabi ki var yok değil. Ancak pek çoğu hemen paraları cebe indirmek için çabucak yapılıp piyasaya sürülüyor. Tabi ki sonuç hüsran. Sniper Elite oynamaya başlamadan önce bu sınıftan olduğunu zannediyordum. Ancak oyun beklediğimin çok çok üstünde çıktı ve beni şaşırttı.

Özel Sniper


Oyunumuz 2. Dünya savaşında geçiyor, aman hep klişe konu derdim. Bende bu sefer klişe bir cümle ile başladım. Efendim bir adet Alman kensin nişancısını kontrol ediyoruz. Yaptığımız adam öldürmek, yaralı taşımak, onu korumak, bir yeri patlatmak, bir eşyayı getirmek vb… doğal olarak bulunan yapay olmayan görevler. Tabi bunların yapılması ve dizayn edilmesi gerekiyor. Örneğin yaralı bir adamı başka bir yere taşıdıktan sonra git tankı patlat, arkasından şu kişiyle burada buluş gibi zincirleme olaylar yer alıyor. Bunları yapmak görünürde kolay gibi olsa da aslında tam olarak değil. Her şeyden önce oyunun belli bir zorluk sistemi var. 4 zorluk seviyesinden birini tercih etmek durumundasınız. Her seviyenin kendine göre belli katı kuralları yer alıyor. Yapay zeka artıyor, nefes tutma süreniz düşüyor, silahların zararı artıyor vs… gibi ayrıntılar yer alıyor. Tek tavsiyem eğer oynarsanız ilk zorluk seviyesinde oynamayın derim. Zira oyunun zevki çıkmıyor, kesinlikle Cadet zorluk seviyesinden başlayın derim. Baktınız daha kan ter içinde kalmak istiyorsunuz, diğerlerine atlayabilirsiniz.

Oyunda bazı ayrıntılar çok harika ve çuk diye oturmuş durumda. Her şeyden önce hedef aldığınız zaman belli bir saniye karakterimiz nefesini tutuyor. Tabi ki dürbün arada sallanıyor, hedefi bazı zamanlar tutturmak zorlaşıyor. İlk iki zorluk seviyesinde 17 saniye olan nefes tutma süresi, sonraki iki zorluk seviyesinde 10 saniyeye kadar düşüyor. Bazı görevlerde hedefinizi öldürmek için bir saniye bile çok değerli olabiliyor. Bu yüzden bir çok kez yükleme ekranına geri döndüğümü iyi biliyorum. Ancak bu tam tersi şekilde hoşuma gitti, oyunun gerçek zevkini almak için iyi bir yöntem. Sadece oyunda bu detay yok, misal siz yolda düşmandan kaçmaya çalışırken, yanınızda patlayan bir bomba ile ölebilirsiniz. Bunlar savaşta olağan şeylerdi, oyunda da direk yer verilmesi harika bir karar. Çünkü bazı 2. Dünya savaşı oyunlarında patlayan yerler önceden hazırlanmış sahnelerdir. Yani siz o yere gidip, yanınızda patlama olsa bile sahne olduğundan sizleri etkilemez. Ancak Sniper Elite�de böyle bir durum yok, bomba patladığı gibi sizi de yanında götürüyor.

Sniper bende alemin kralı benim demek yok. Hedefinizi iyi tutturmanız gerekiyor. Eğer düşmanınızın bacağına veya koluna ateş ederseniz, toparlayarak sizden kaçmaya çalışıyor. Hatta yerde kıvranıp bağırıp çağrıyor, üst zorluk seviyelerinde işiniz ise daha zor. Çünkü devreye yapay zeka giriyor, bazı zamanlarda sessiz olmanız gereken görevler oluyor. Hiç ses çıkarmadan bir yere girmeniz veya birini öldürmeniz gerekiyor. Siz adamı yaraladınız ama, o da yerde kıvranıp yardım istiyor. Başınıza kimbilir kaç düşman toplanır, siz de mefta olursunuz. Düşmanlarımız kolay da oynadığımız zaman pek zeki sayılmazlar, direk ölüyorlar. Ancak olurda seviye arttığı zaman dayanılırlıkları ve akılları da artıyor. Size taktik yapıyorlar, şak diye ölmüyorlar, kaçıyorlar yeri geldiğinde saklanıp öyle ateş ediyorlar. Düşmanlarımız kısaca mantıklı ve dengeli bir biçimde, yüksek seviyede oynadıkça onlarda yükseliyorlar.

Terimler Sözlüğü 1

Oyunda gizlilikte yer alıyor, ancak bunun ne kadar uygulandığı size bağlı kalabiliyor. Misal bir görevde hiç ses çıkarmamanız veya kimseyi öldürmeden bir şeyi çalmanız gerekebilir. İşte böyle zorunlu kaldığınız zamanlarda gizlilik size bağlı kalmıyor. Mecburen gizli ve sessiz tetikte kalmanız gerekiyor. Başka görevlerde ses çıkartıp tak tuk ortalığa girebilir veya yine sessiz kalabilirsiniz. Ancak Rambo gibi bir anda ortalığa girmek, çoğu zaman işe yaramıyor. Zorluk seviyesi Sniper Elite ise işte o zaman işiniz iş oluyor. Gizli olmak zorunda kaldığınızda yerdeki cesetleri kaldırmanız gerekiyor. Eğer birini görürlerse işiniz çok çabuk bitebiliyor. Oyunun atmosferini gerçekten de yakalamak isterseniz bunlara dikkat edip yüksek bir zorluk seviyesinde oynamanızı tavsiye ederim.

Silahlarımız ne yazık ki kısır kalmış, çok fazla çeşidimiz bulunmuyor. Yanımızda Sniper tüfeğimiz ve susturuculu tabancamız Fix bulunuyor. Bunlar dışında klasik 2. Dünya savaşı silahlarından bazıları bulunuyor. Tüfeğimiz ve tabancamız dışındaki diğer silahları oradan buradan buluyoruz. Ölen askerlerden veya çevredeki sandıklardan vs… bulabiliyoruz. Cephanede yine aynı şekilde oradan buradan topluyoruz.

Şu ana kadar pek çok açıdan beni memnun eden Sniper Elite�in grafikleri de bana yeterli geldi. Gölgelendirme ve ışıklandırma efekleri gözüme hoş göründü, ancak binaların ve modellerin dokusu pek fazla hoşuma gitmedi. Bana biraz yapay gibi geldiler, hatta bir kaç yerde kendini iyice belli edebiliyor. En çok sevdiğim kısım yağmur efekti oldu. Yağmurun yağması ve yerdeki suyun yansıması bunlar iyi yapılmış. Patlamalar vs… diğerleri de fena değil, işlerini yapıyorlar.

Sesler konusuda oyunda en çok ilgimi çeken yer oldu. Arka plan sesleri özellikle savaş atmosferini duymak için üstünde durulmuş. Siz bir yandan koştururken diğer taraftan insanların feryatlarını, bir makinelinin öfkeli sesini, bir uçağın düşmesini veya tankın yıkıcı gürültüsünü duyuyorsunuz. Belli bir süre dinlediğiniz taktirde kendinizi savaşta zannedebilirsiniz. Ses efektleri arka plan sesleri kadar olmasada yine de başarılılar. Aynı şekilde seslendirmeler de iyi bir uslupla yapılmış. Arada sırada çalan gaz parçalar ile iyice doyuma ulaşıyorsunuz. Keşke diyorum şu sesler kadar grafikler de başarılı olabilseydi.

Oyundaki fizik modellemesi başarılı değil. Bu yönden zayıf kalmış. Düşmanlarınızın ölümü filan fena değil, bari hiç değilse öyle tak diye düşmüyorlar. Çevredeki bir kaç parça şeyi oraya buraya uçuruyorsunuz o kadar.

Oyundaki en dikkat edici detaylardan biride ilk Max Payne’den hatılayacağımız bir efekt. Sniper’dan ateş ettiğiniz zaman kamera hemen kurşunu ağır çekimde düşmanın kafasına girene kadar takip ediyor. Bu güzel bir efekt olmuş.

Multiplayer modu da oyunda yer alıyor. Deathmatch, Team Deathmatch ve Assassination isimli 3 farklı mod bulunuyor. Assassination aslında bildiğimzi Deathmatch gibi ancak biraz daha farklı, sadece Sniper kullanarak diğer rakiplerinizi öldürmeye çalışıyorsunuz. Bir de haritada bulunan kendi tarafınıza ait komutanlar var. İki taraftan biri rakip komutanları öldürmeye çalışıyor. Bu karakterler bilgisayar kontrolünde öylece belli bir yerde bekliyorlar. Öldürürseniz yüksek bir puan kazanıyorsunuz.

Yazıyı bitiriyorum, şimdide ufak bir yorum daha yazmak lazım. Kısaca Sniper Elite beni saran bir oyun oldu. Aksiyon dolu ve yeri geldiği zaman kan ter içinde bırakabiliyor. Grafikler istediğim gibi olmasada yetiyor, ancak arka plan sesleri konusunda oyun gerçekten de başarılı. Zorluk seviyesini arttırdığınız zaman bazı yerlerde takılıp kalabilir ve küfür edebilirsiniz. O zaman işte sabırlı olun derim. Zorluk seviyesi kolay da olduğu zamanda oyunun zevki kaçıyor. Gazı kaçmış içecek gibi bir şey oluyor. Bunların yanında oyunun Geforce 2 gibi eski nesil ekran kartlarında da çalışması iyi bir işlev. Düşük sistemlerde efektleri açmadan oynama imkanına sahip olabilirsiniz.

GTA IV: Lost & Damned

Efsane daha da büyüyor!

GTA hakkında fazla söz söylemeye ne hacet… Birçok otorite tarafından dünyanın en iyi oyunu; dünyanın en çok satan oyunu, onlarca ödül… X360 çatısı altında biraz daha faklı bir GTA tecrübesi yaşamaya hazırlanın. Lost and Damned isimli oyun uzun süredir gizemini koruyor ve hakkında bin çeşit spekülasyon dönüyordu. Şimdiyse sır perdesi kalktı. Pandora’nın Kutusu içinden mükemmeliyetlik çıktı.

Yepyeni bir karakterimiz de var. Bu kişi asi motosiklet kullanıcısı Johnny Klebbitz. Oyunun her aşamasında yeteneklerini sergiliyor. Elbette böyle bir efsanevi oyunun sadece yeni bir motosiklet kullanıcısı sunacak hali yok: Onlarca yeni silah, muhteşem müzikler, yepyeni araçlar, envai çeşit karakterler ve şahsına münhasır düşmanlar… Hayal gücünüz doğrultusunda Libert City’de düzinelerce iş çevirecek, motosikletinizle akrobatik hareketler yapacak ve GTA’nın en çok bilinen kirli işlerine karışacaksınız.

Harley Davidson ve Johnny Klebbitz

Lost and Damned bir genişleme paketi, ama büyük bir genişleme paketi. Birkaç ek görevden çok çok daha fazlasını içeriyor. Rockstar’ın iddiasına göre efsanevi GTA’nın değişilmez özellikleri paket içerisinde aynen korunmuş. Oynanış süresinin onlarca saat olmasını saymıyorum. Elbette bu süreyi artırmak da sizin elinizde.

“Lost and Damned içinde Johnny Klebbitz’i yönetiyoruz, ancak GTA 4’ten tanıdık yüz Niko Bellic ile de karşılaşıyoruz.”

Yeni öykü, tanıdık mekanlarda geçiyor. Johnny isimli baş karakter sizin de fark edebileceğiniz gibi tam bir sosyopat. Eh bu oyundaki karakterin de Bill Cosby olması beklenemezdi tabi. Bazı sorunlarımız da olacak. Zorluk seviyesi uzman oyuncuların ağız tatlarına uygun.

GTA 4’teki münzevi, sudan çıkmış balık Niko Bellic’in öyküsünün aksine, Lost and Damned bir suç kardeşliğinin etrafında dönüyor. Johnny kardeşliğe ilk adım attığında kendisini kanlı bir kaosun içinde buluyor. Çete savaşları şehri kana bulamakla kalmamış; artık hiçbir yer güvenli değil.

“Çeteler arasındaki savaş yüzüne Liberty City’de büyük çatışmalar yaşanıyor ve ortalık karışıyor.”

Johnny’nin güvenli bir eve, bolca silaha, arkasını kollayacak kişilere ihtiyacı var. Hikayenin başından sonuna kadar yanınızda birçok psikopat var. Lost adı verilen suç kardeşliğindeki tüm üyelerle iletişime girebilirsiniz. Hatta bu evlerde bilek güreşleri yapabilir veya kumar oynayabilirsiniz. Savaşlara tek başınıza; girmek zorunda değilsiniz. Kardeşlik üyeleri size daima yardım edecek. Ne kadar çok kardeşlik üyesi sağ salim kalırsa, çetenizin gücü o kadar yükselecek. Eğer bir üye ölürse onun yerine tecrübesiz bir üye gelecek. Bu üye beklenildiği üzere pek de yetenekli olmayacak. Size tavsiyem, tecrübeli takım arkadaşlarınızı sağ salim tutmanız.

Çete savaşları ve hikayede dönen dolaplar

Motosikletinizle yolculuk ederken, Lost logosu gitmeniz gereken yerlerde yanıp sönecek. Bu görevleri bitirdiğinizde imajınız da artacak ve daha korkulan biri haline geleceksiniz. Logoların göründüğü yerlerdeki işlerinizi bitirdiğinizde yeni diyalog pencereleri açılacak. Bu diyaloglarla çevrenizi genişleyecek ve ününüze ün katacaksınız.

Ciddi psikolojik sorunları olan kahramanız Johnny, Lost çetesinin ikinci adamı. Birinci adam ise anlaşılan kırmızı ışıkta karşıya geçmiş ve hastanede tedavi görüyor. Billy’nin size verdiği ilk görev Angel Of Death çetesinin (Hemen merkezimizin yakınında bulunuyor) önemli üyelerinden birini öldürmeniz. Böylece yeni bir çete savaşının temelleri de atılmış oluyor. Johnny, aracına atlayıp Angel Of Death çetesi üyeleri ile köşe kapmaca oynamaya başlıyor. Bu yolda pompalı tüfek gibi çok kullanışlı silahlar bulduğumuz gibi “Hexen” isminde eşsiz bir araca da kavuşuyoruz. En güzeli de Hexen’i yok etmek mümkün değil.

Sona yaklaşım

<!– /* Font Definitions */ @font-face {font-family:”Trebuchet MS”; panose-1:2 11 6 3 2 2 2 2 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:647 0 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:””; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:”Times New Roman”; mso-fareast-font-family:”Times New Roman”;} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} –>

Grafiklerde, müziklerde, demolarda bir eksik bulmak zaten mümkün değil. Hikaye ise her zaman dinamik ve sürprizlerle dolu. Bu yüzden eksiklikleri pek irdelemeyelim. Neden derseniz, eksiklik bulmak benim için çok zor olabilir. İlla bir şeyden bahsedeceksek, söylenebilecek tek şey zorluk seviyesinin yüksekliği.

Lost and Damned’ı elde etmeniz için beklemenize gerek yok. Liberty City’nin farklı yönlerini ve çete entrikalarını çözmek için acele edin. Asla pişman olmayacağınıza garanti veririm. Oyun yalnızca bir eklenti değil, GTA 4’ü daha da geliştiren yepyeni bir dünya. GTA sevenlerin kaçırmaması gereken, oldukça eğlenceli, televizyon karşısında oynadığımızda zevki on kat artan bu paketi kaçırmamanızı tavsiye ediyorum.