Haziran, 2008 için arşivler

Tom Clancy’s Rainbow Six Vegas 2

Sistem Gereksinimleri:
XP/Vista, 3 Ghz P4 HT işlemci ya da eşdeğeri, 1 GB Ram,(2 GB Vista), Shader Model 3 destekli Ekran Kartı, 7 GB HDD Alanı

Oyunun getirdikleri yenilikler (Vegas 1’e göre):
Karakter özelleştirme , Webcamdan karakterinize yüz ekleme , A.C.E.S. puanlama sistemi , Hızlı koşma , Uydu Termal görüntü sistemi.

Artıları:
İlk oyundan farklı olarak getirdiği yenilikler , sistem gereksinimlerinin zorlamaması , menü müzikleri ve oyun içi seslerin kalitesi , silahların gerçeğe yakın olması , ortamın gerçekçiliği

Eksileri:
Yapay zekanın yetersizliği , Zaman zaman oyunun kendini tekrar ettiği hissi uyandırması

Sanırım Tom Clancy’i anlatmama gerek yoktur.Oyun dünyasından ;özellikle fps türü oyunlardan nasibini alanlar için bir efsane olmuştur Tom Clancy.Her ne kadar Call Of Duty 4 oyun piyasasında bomba etkisi yaratıp diğer fps oyunları gölgede bıraktıysada Cod4 ten sonra çıkan fps oyunlar içinde oynanabilirlik açısından vasatı geçen oyun Vegas2 diyebilirim.İlk oyuna oldukça benzemiş hatta (eklemeler dışında) hemen hemen aynı olmuş . Oyunun menüsü başarılı ve kolay anlaşılır . Single Player olarak oynayabileceğiniz 2 seçenek var 1-Story 2-Terrorist Hunt onun dışında Versus’tan multiplayer olarak oynayabiliyorsunuz(daha denemedim)STORY & TERRORIST HUNTAdındanda anlaşılacağı gibi bir hikayeye dayalı ama hikayenin sizi tatmin etmeyebileceği seçenek.Aslında hikaye falan yok diyebiliriz :) İlk Vegasta oyun yarım kalmıştı ve ne olduğunu tam anlayamadık . Vegas 2 de Teröristler Vegası tekrar (!) ele geçiriyor (yada zaten ellerindeydi bunu bilemiyoruz) ve sizde takım elemanlarınızla beraber kurtarmaya çalışıyorsunuz , rehine kurtarıyorsunuz ve tahrip gücü yüksek bombaları bulmaya çalışıyorsunuz.Öncelikle ana menüden My Character seçeneğine girin ve silah , zırh , elbise vb. seçeneklerle karakterinizi oluşturun.Karakterinizi oluştururken bilgisayarınıza bağlı bir webcam olması durumunda kendi yüzünüzü karakterinizin yüzü olarak seçebiliyorsunuz ki bu bence kayda değer bir yenilik olmuş.Ancak karakterinizi oluştururken seçebileceğiniz materyallerde (silah,zırh vb.) sınırlandırma var , bu sınırlandırmaları kaldırıp seçeneklerinizi çoğaltmakmı istiyorsunuz ? İşte o vakit rütbe sistemi devreye giriyor.ACES puanlama sistemi getirilmiş . Oyunda düşmanınızı vuruş şekliniz ve başarılı oluşunuza göre aldığınız puanlar sizi bir üst rütbeye çıkarıyor ve kilitli durumda bulunan materyalleri alabilmenizi sağlıyor.Bu şekilde oyunda bir amaç olması sağlanmış diyebilirim . Aynı puanlama sistemi Terrorist Hunt içinde geçerli. Karakterinizi oluşturduktan sonra Extras seçeneğinden Options’a girmenizi şiddetle tavsiye ederim . Sizde benim gibi sürekli Cod4 oynuyorsanız tuş konfigürasyonu sizi biraz zorlayabilir . Yok ben kasarım tuşlara alışırım diyorsanız o ayrı tabi ama tavsiyem bir iki denemeden sonra alışkın olduğunuz şekilde tuş konfigürasyonunu kendinize göre ayarlamanız . Story Modunda oyunu save etme gibi bir lüksünüz yok , bir yerde öldüyseniz tekrar girdiğinizde o yerden değil en son Chekpoint noktasından başlıyorsunuz buda sizi biraz geri götürüyor.

Terrorist Hunt modunda seçebileceğiniz 13 tane göreviniz var ve bunları takım arkadaşlarınızla yerine getirmeye çalışıyorsunuz.Story moduna göre daha kısa ama eğlenceli bir mod diyebilirim . Equipment seçeneğinden silah vs. seçebiliyorsunuz . Her iki moddada aldığınız rütbeler bir diğerinde aktif halde bulunuyor . Birde Lone wolf özelliği  bulunuyor ki seçtiğime seçeceğime pişman oldum :) Yalnız Kurt olarak tek başınıza savaşmanız gerekiyor ve 4 tarafınızdan her an düşman askeri çıkabilir arkanızı da kollayacak kimsecikler yok :) özellikle zorluk derecesini en zora ayarladıysanız kendinizden pek başarı beklemeyin . Takım olarak gittiğinizdede bazı yerlerde arkadaşlarınız saçmalamıyor değil . Kanka sen şurada dur iki dakka diye komut veriyorsun adama , güveniyorsun yani arkanı kollayacakya güya ; bir anda nerden geldiği belli olmayan kurşunlarla ekran kararabiliyor :) buda bir sinir harbi yaratıyor , haliyle kankalık falan hikaye oluyor . Birde benim en çok garibime giden olay takım lideri olarak komut verdiğimizde diğer iki arkadaş aynı yere gidiyorlar yani siz ek bir komut vermediğiniz sürece adamlar dip dibe duruyor ortama yayılma olayı yok yani . Takım üyeleriniz sizden bağımsız hareket etmiyorlar ; bomba at deyince atiyorlar , atıl kurt deyince atılıyorlar . Ancak bazı komutlarınıza karşı çıkabiliyorlar ama düşündüğünüz gibi bir şey değil tabi ; mesela şuraya tırman diyorsunuz , ‘Ben tırmanmam sen tırman çok istiyosan ’ gibi bir cevap gelmiyor tabiki (olsa iyi olurdu ama) ancak ısrarla komutu devam ettirince hoş oluyor : Yap şimdi ! ısrarlara dayanamayan zavallı bi yolunu bulup emri yerine getiriyor tabi . Düşmaların verdiği tepkilerde hayli ilginç  ‘Gel hadi nerdesin !’ gibi nağmeli cümlelerle size sesleniyorlar bazen , bazende anlamsız tümcelerle sizin sinirinizi bozmaya çalışıyorlar.

Değerlendirmeler:Ben oyun içi sesleri ve efektleri başarılı buldum . Zaten silahlarla ilgili sesler (ateşleme,şarjör değiştirme) birebir gerçek silahlardan çıkan seslerin kaydedilmesiyle eklenmiş yani gerçek sesler . Bomba atma olayı çok komik olmuş pek gerçekçi olmamış . Oyunda en beğendiğim olaylardan biride ilk oyundada olduğu gibi duvara yanaşarak kendini göstermeden ateş edebilme özelliği . Bu şekilde tam olarak hedefi tutturmak zor bu da oyunun gerçekçiliğini artıran bir özellik . Oyun içi nesneler oldukça sabit , çeşitlilik yok ve etkileşim sınırlı . Ayrıca koşma olayı daha estetik yapılabilirdi koşarken sağa sola yampiri yampiri gittiğini hissediyorsun Quasimodo gibi diyebiliriz . Yatarak ilerleme ve ziplama maalesef yok . Oyun boyunca ayaklarımıza kara sular iniyor , şöyle bir yatıp dinlenme yada sürünerek ilerleme imkanımız yok bu da taktik(!) fps tarzı bir oyun için eksiklik .

Oyunun grafikleri genel olarak başarılı olmuş , modellemeler üzerinde çalışıldığı oyunda kendini belli ediyor . İçinde bulunduğunuz ortamın gerçeğe yakın olması sağlanmaya çalışılmış .  Bir noktaya birden fazla yoldan ulaşmakta mümkün bu da bir artı özellik . Çoklu oyuncu seçeneklerini henüz denemediğim için bir yorum yapmam mümkün değil ancak en kısa zamanda deneyerek sizlere aktarmaya çalışırım.
Eğer oyunu hala oynamadıysanız almanızı tavsiye ederim ama kimse bir Call Of Duty 4 beklemesin onun yeri eminimki hepimizde ayrıdır . Ama diyebilirim ki son dönemlerde çıkan FPS oyunlar içinde diğerlerine göre daha başarılı ve gerçekçi olmuş . Bazı eksikliklerine rağmen oynamaktan zevk alacağınız oyunlardan biri .

Painkiller Overdose

Painkiller, Overdose’la devam etmeye çalışıyor.

FPS oyunlarının baş taçlarından biri olan Painkiller serîsi, yıllardır oyun dünyasındaki yerini koruyor. Serînin yeni oyunu çıkacak mı çıkmayacak mı tartışmalarının ardından Mindware firması, yaptığı açıklama ile bu merak ile yanıp tutuşanları rahatlattı, bir süre önce. Oyunun 2007’nin son çeyreğinde çıkacağı haberini alınca biraz üzüldük ama, mecburen de Ekim ayını beklemeye başladık. Yakın zamanda oynamaya başlayabileceğimiz yeni Painkiller’a, çıkmadan evvel kısaca bir göz atmak, sizleri de neyi beklediğimiz konusunda bilgilendirmek istedik.
Şu ana kadar yayımlanan videolara ve resimlere baktığımızda içimiz rahatladı hep. Zîra, oyunun animasyonları ve grafikleri için gerçekten çalışılmış, ilk bakışta göze çarpan ilk oldu bu. Firma ile yapılan röpotajlara baktığımızda da, yapımcıların, grafiksel açıdan üzerinde en çok çalıştıkları olgu olarak yaratık modellemeleri belirtiliyor zaten. Oyunumuzda 40 adet yeni yaratık türü var bunların hepsinin özenle yapıldığına emin olabilirsiniz. Yaratıklar nereden geldi derseniz… size içtenlikle “Cehennem!” cevabını verebilirim. Cehennem’den kaçan bu yaratıklarla başka bir karakter kılığında savaşacağız. Yani artık kahramanımız Daniel yok. Yapımcının açıklamasına göre yeni karakterimiz Belial ile bu Cehennem’den gelen yaratıkları yuvalarına sokmaya çalışacağız. Ama şunu belirtmek isterim ki, serînin diğer oyunlarını oynamayanlar için bu oyunda biraz zorlanacak, ve hatta tâbiri câiz ise “kasacak” gibi gözüküyor. Ayrıca ben de size serînin önceki oyunlarını oynamanızı tavsiye ediyorum; çünkü senaryoyu anlamak için tüm konuyu bilmeniz gerek…
Sevgili Belial ile oynarken bize yardım edecek olan birbirinden güzel, yeni tam 6 adet silahımız oyunda hazır bekliyor olacak. Tüm yabancı forumlarda tartışılan en önemli silah ise tabi ki EGG BOMB. Bu silah kullanabileceklerimizin en güçlüsü. Alev topu fırlatan silahın, özel de bir şekli var.
Oyunun en önemli özelliklerinden biri ise stratejisi. Oyundaki Boss’ların birbirinden önemli güçleri var ve bu güçlerle baş etmek o kadar kolay değil. Güçlerin içinden seçilebilecek en önemlisi, ölen yaratıkların yeniden canlanabilmesi. Bu kulağa gerçekten korkunç geliyor; hele ki bunların cehennemden kaçtığını bile bile… Bu arada, oyunda öyle dümdüz de ilerleyemiyoruz. İlerlememekte bir zorunluluk yok ama ilk fırsatta kafanızın bir yaratığın ağzında olması söz konusu olabilir! Yani oyunu oynarken kafanızda ne yapacağınızı planlamanız gerek. Malkoçoğlu gibi giderseniz hiçbir şey yapamazsınız; çünkü, artık bu iş bir stratejik savaş.
Yapımcıların, oyunda Multiplayer özelliğinin olduğunu açıklaması oyun severleri gerçekten çok heveslendirdi. Çünkü oyunda üst düzey bir strateji ile ilerliyoruz, bir de karşımızdaki yaratıkların arkadaşımız olması çok çılgınca…
Oyunun sistem gereksinimleri ise her normal bir bilgisayarın kaldırabileceği cinsten olacak. Yani bu oyunu oynamanız için öyle üst düzey bir bilgisayara gerek yok. Ama tadını en üst düzeylere de almak istiyorsanız Core 2 Duo’nun altında tercih etmeyin.

Sistem Gereksinimleri:

  • 1.5 Ghz işlemci
  • 512MB RAM
  • 2,5 GB HDD alanı
  • 128 MB ekran kartı

Çıkış Tarihi: 15.10.2007
Üretici Firma: Mindware Studios
Dağıtıcı Firma: DreamCatcher
Platform: PC
Oyun Türü: Aksiyon
Çoklu Oyuncu Desteği: Var

Artılar: Düşük sistem ihtiyacı, fantastik bölüm tasarımları, diğer oyunlara gerek kalmadan tek başına oynanıyor.

Eksiler: Eskiyen grafikler, seriye köklü bir değişiklik katmıyor, her zamanki çizgisellik, gerekli olmayan bir ek paket, ani bir kararla moddan oyuna çevrilme.

Trafik kazası geçirmiş ve ölmüş bir adam. Ancak ölümde rahat değil. Bir görevi vardı. Şeytanın ordularını dize getirip işgali engellemek. İlk Painkiller böylesi bir konuyla geliyordu. Daniel Garner olarak iblisleri ortadan kaldırmıştık. Ancak macera bitmemiş ve Battle out of Hell’de devam etmiştik. 2004 senesi için etkileyici grafikleri, ses efektleri, fizik unsuru ve basit oynanışıyla Painkiller güzel bir yapım olarak akıllarda kaldı. Fakat DreamCatcher, Painkiller sevdasından vazgeçmemiş olacak ki, Painkiller: Overdose’la seriyi yeniden hatırlatmaya çalışmış. Hafızalarda güzel hatıralarla duran Painkiller, son versiyonuyla neler yapabilmiş?

Büyük aşklar kavgayla başlar
Bu sefer Daniel Garner’ı kontrol etmiyoruz. Onun yerine bir şeytanla meleğin çocuğu olan farklı bir karakteri kontrol ediyoruz. Güya karakterimiz şeytan tarafından hapsediliyor. Ancak ilk Painkiller’daki Daniel Garner’ın şeytanı öldürmesiyle beraber, Overdose’taki karakterimiz serbest kalıyor. Böylece oyun başlıyor.
Painkiller: Overdose, ilk oyunu ve ek görev paketini oynayanlara hiç yabancı gelmeyecektir. Oynanış yine aynı fakat değişenler ana karakter, farklı bölümler ve görüntüsü değişen silahlar olmuş. Yapmamız gereken her zamanki gibi önümüze çıkan iblisleri öldürmekten ibaret. Bir bölüme geldiğimizde klasik Painkiller oynanışı olan, bölümde çıkış noktaları kapanıyor ve üstümüze gelen rakipleri bir bir öldürüyoruz. Ölenlerin ruhlarını yine topluyoruz ve cephanemizi çevreden bulabiliyoruz. Tarot kartı özelliği kendini korumuş. Oyun içinde orada burada bulduğumuz altınlarla yeni kartlar alıp bunları düşmanlar üstünde kullanabiliriz.
Yapımda yeni silah olarak bir tane bıçak ve öldürdüğümüz şeytanın kafası bulunuyor. Bunların kullanılması, oyuna ismini veren Painkiller silahıyla aynı. Ancak arada bir fark var. Cephaneye ihtiyaç duyuyorlar. Ana silah Painkiller ve diğerlerinin de tipi değişmiş. Painkiller bir tane küp şeklini almış, ama gene sonsuz kullanıma ve aynı işleve sahip. Diğer silahlarında kullanımı aynı.

Multiplayer ve eskiyen görsellik
Overdose fazla yenilik içermeyen bir oyun. Bundan 3 sene önce görsel olarak iyi olan Painkiller artık eskisi gibi etkileyici değil. Grafik motoru aynen kullanılmış. Modellemelerin ve kaplamaların yaşlılığı, yetersizliği kendini belli ediyor. Sadece eklenen yeni birkaç efekt var, ama onlarda pasif kalmış. Sesler zira yine aynı, müzikler de yine rock ağırlıklı olarak yerini koruyor. Bölüm tasarımları yine uçuk ve fantastik yapılmış. Ama dar haritalar eksikliği gene göze çarpıyor.
Oyunda Multiplayer’da eksik değil. Çoklu oyuncu bakımından da değişen bir şey yok. Sadece yeni haritalarda oynamak ve etrafta koşturmak zevkli. Önceki Painkiller’da Multiplayer oynayanlar çok rahat Overdose’un da Multiplayer’nı oynayacaktır. Painkiller Overdose’un daha önceden bir mod olarak tasarlandığı, ama sonradan tek başına bir oyuna çevrildiğini de belirteyim. Sonuç olarak ilk Grafikler eski bu yüzden sistem ihtiyacı da uçuk değil. Normal Painkiller’ı oynatan bir makine Overdose’u çalıştırır. Painkiller’ı ve ek paketini sevenler için güzel bir oyun. Basit oynanışıyla her zamanki gibi kafa yormuyor.

Lost Planet Extreme Condition

[Resim]

Sonbahar ve kışın gelmesi, tatilin bitmesiyle oyun dünyası iyi bir ivme kazanmış oldu.Özellikle 2005 senesine Resident Evil 4 ismiyle damgasını vuran Capcom’un yaptığı son iki oyun olan Dead Rising ve Lost Planet’in; Xbox360 platformunu canlandırmaya ve tanımaya yönelik projeler. Başarılı olduklarını düşünüyorum.

Geçtiğimiz sene 2 adet demo’su çıkan Lost Planet’in, 12 Ocak itibariyle Amerika ve Avrupada piyasaya çıkması bekleniyor. Japonya ise 1 aydır tadını çıkarıyor. Oyunun en baştan beri Xbox360 oyunu olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. İlk önce emektar PlayStation 2 için yapılmaya başlanmış. Daha sonra Xbox360’a geçirip tüm çalışmaları orada yapmışlar. Şu anda tabi ki Capcom tarafından da Xbox360’a özel olarak belirtilmekte. “Capcom daha önce Xbox’a özel oyun yaptı mı?” diye soranlar olabilir. Hit olmamakla birlikte Dino Crisis 3 ismini verebilirim.

Soğuk

Lost Planet, insanlığın soğuk ile baş başa kaldığı bir gezegende – hazır ısı kaynaklarına ihtiyaç duydukları bir gezegende – Kar Korsanları’na ve Akrid ırkına karşı vermiş olduğu mücadeleyi; ayrıca gezegeni tamamen ısıtmaya yönelik bir projeyi anlatıyor. Senaryoda tabi ki belirli başrol oyuncuları ve onlara ait ilginç hikayeler var. İşin sürprizini kaçırmamak için sizlere anlatmak istemediğim bu hikaye çok derin olmasa da, iyi bir aksiyon filmi senaryosu olabilecek kalitede olmuş.

Oyunda tamamen karla kaplı çok soğuk bir gezegendeyiz, dolayısıyla bir dayanma gücümüz var. T-Eng (Termal Enerji) olarak adlandırılan bu enerji, öldürdüğümüz canlılardan, parçaladığımız mekanik donanımlara kadar her şeyden elde edilebiliyor. Bunları alarak dayanma gücümüzü artırabiliyoruz. Dayanma gücümüz demo’daki gibi 999 ile sınırlı değil. 10.000 ile sınırlı. Tabi ölmeniz Bu enerjiye bağlı olmayabiliyor her zaman. Enerjimizi Bir depoda topluyoruz. Belimize bağlı olan ve tekne motorunu andıran bu ısı kaynağı hem bizi sıcak tutmaya hem de enerjileri toplamaya yarıyor. Eğer darbe alırsak enerjimiz düşüyor ve Bu kaynak sayesinde bir süre sonra tamamlanıyor. Tamamlanmadan tekrar darbe alırsanız, isterseniz 8000 enerjiniz olsun ölmeniz kaçınılmaz oluyor. Gerek God of War, Gerek Ninja Gaiden gerekse de Devil May Cry… Tüm bu oyunlarda ölenlerin ardından çıkan Orb yöntemi bu şekilde mantıklı bir sebebe bağlanmış ve bence gayet güzel de olmuş.

Aksiyon

Tek Kişilik oyunda kontrol edebildiğimiz esas oğlanımız Wayne’in hareketlerine geçecek olursak, en geçerli ve iyi düşünülmüş şeyin asılma halatı olduğunu söyleyebilirim. Tomb Raider Legend’da gördüğümüz bu halat belli yerlerin aksine her yere tutunabilme özelliğine sahip. Eğer halatın uzanma menziline giren herhangi bir yer görürseniz X tuşu ile atabilir ve kendinizi çekip o yüksek noktaya çıkabilirsiniz.

[Resim]

Bu özellik tam tersi bir durum için de geçerli. Eğer yüksek bir yerden yanlışlıkla düşerseniz adamınız otomatik olarak halat atıp düşmenize engel oluyor. Böyle durumlarda yavaşça sarkıp yere atlayabilir ya da tekrar yukarı çıkıp yolunuza devam edebilirsiniz. Gears of War’da bol bol yaptığımız yuvarlanma hareketini yapmak ise gayet basit. Adamı yönlendirdiğimiz sol analog tuşunu bastırarak eğildiğimizde kaçmak istediğimiz yöne doğru çekip zıplama ile o yöne doğru yuvarlanabiliyoruz. Zıplama tuşu dedim. Gears of War’da zıplamayı özleyenler bu oyunda zıplamayı tekrar hatırlayabilirler. Zira öyle yerler karşımıza çıkacak ki, zıplamasız ve halatsız asla geçilmeyecek. En önemli diğer nokta ise kamera değiştirmeye veya zoom yapmaya yarayan Digital Pad. Yukarı ve aşağı ile Zoom ve kamera işlerini yapabiliyor. Sağ ve Sol ile de fenerimizi açıp kapayabiliyoruz.

Silah ve taşıma

Wayne ancak 2 çeşit silah ve 1 çeşit bombayı üzerinde taşıyabiliyor. Silahlardan birisi elinde, diğeri ise sırtında duruyor. Gerçekçilik açısından gayet iyi bir karar olmuş; fakat yer yer sizi oldukça zorlayacak seçimler yapmanıza sebep olabiliyor. Elinizdeki silah Kar Korsanları’nı öldürmek için biçilmiş kaftan olan Sniper olabilir. Bunu, Mech’leri patlatmaya yarayan ve 6 mermisi olan bazuka ile değiştirip değiştirmemeniz sizi birkaç saniye düşündürebilir. Oyunun akışına göre zaten biraz sonra neye ihtiyacınız olacağını saptayabilir ve ona göre silah seçimi yapabilirsiniz. Her silahta olan bir diğer özellik ise onları B tuşu ile doğrudan düşmana vurabilmek. Donmuş düşmanları merminin yanı sıra B tuşuyla vurarak da parçalayabiliyoruz.

Biraz Silahlardan bahsetmek gerekirse güzel bir silah yelpazemiz olduğunu söyleyebilirim. Klasik makineli silahtan, pompalı tüfeğe, Sniper’dan, el bombasına kadar şu anda dünyada görebileceğimiz türden silahlar zaten var. Bunun yanında plazma tüfeği, enerji silahı, lazer tüfeği gibi sizin ısı enerjinizden yararlanan sınırsız mermili silahlar var. Yapışkan bombalar ise metal yüzeyli olan Mech’ler için birebir. Bunun yanında Frizbi gibi fırlatabildiğimiz bir diğer bomba olan “Disk Grenade” ise uzaktaki cisimleri rahatça hedef alabilmeniz için düşünülmüş. Tabi bunlar yaya iken kullanabildiğimiz silahlardı. Bir de Vital Suit adı verilen ve Matrix’in 3. film olan The Matrix Revolutions’dan hatırladığımız Mech Robotlarının takılıp çıkarılabilen devasa olanlar var. Bu silahlar dev makineli Gatling Gun, büyük pompalı tüfek olan Shotgun, roketatar, füze atar, bomba atar ve top atar (Rocket Launcher, Missle Launcher, Grenade ve Cannon). Bunların yanında dev lazer ve plazma silahları, takip eden Hum lazer ve çeşitli diğer teknolojik silahlar. Tabi yakın dövüş için mekanik testere ile deliciyi de söylemek gerekiyor. Yaya iken bu devasa silahları kendimiz alıp ayakta kullanabildiğimiz gibi Mech’lere tekrar geri takabiliyoruz. Mech’lerdeki silahları içindeyken de değiştirebiliyoruz.

Robotlar

Söz Robotlardan açılmışken ne tür robotlara bineceğimizi de şöyle bir sayalım; İki ayaklı klasik olanlar en basit modelden, 2-3 defa geliştirilmişine kadar rastlayabiliyoruz. Bunlar aralarında şöyle farklılık gösterebiliyor. Bindiğinizde sizi dışarıda bırakan ve 1 kere zıplayabilen turbosuz modeller.

Sizi içine alıp zırhla örtebilen ve iki kere zıplayabilen (ikinci seferde turboyu yakıyor) gelişmiş modeller. İki ayaklı başka bir Vital Suit (VS) ise Y tuşu ile kar motoruna dönüşebilen tek silahlı ve başka silah takamadığınız bir model. 4 Ayaklı bir adet VS var. Lazer tabancası ve top mermi atışı yapabilen sabit silahlara sahip ve Y Tuşu ile tanka dönüşebilen turbolu bir model. Y tuşu turbolu VS’lerde ani manevra yapmaya, tankta ise hızlanmaya yarıyor. Oyunun sonlarında kullanacağımız VS ise bambaşka onu size sürpriz olsun diye bahsetmeyeceğim.

TPS tipi olan oyunumuz ilginç bir kontrol mekanizması kullanıyor. Hedef rkranda sabit değil. Belli bir daire boyunca serbest olarak hareket ediyor. Bu sınıra gelince de kamera dönmeye başlıyor. Eğer bu mekanizma garip geldiyse menüden değiştirebilirsiniz; fakat bana oldukça kullanışlı ve hedef almayı kolaylaştırıcı geldi. Oyundaki diğer önemli nokta ise hedef aldığınız yerdeki düşmana odaklanmayı sağlayan algılama özelliği. Bunu bence kapayın(Auto Aim). Çünkü bazen düşmanlardan başka şeyler vurmak istediğinizde zorluk çıkartıyor. Diğer bir problem ise adamımızın tam tepesine nişan alamaması. Bu size bazı anlarda zorluk yaşatabilir. Onun dışında gayet rahat edebileceğiniz bir kontrol şemasına sahip Lost Planet. Gears of War’daki “Aktif Reload” özelliği bizi şarjör takmanın ustası haline getirmiş ve ilginç zevk ve yenilik sunmuştu. Lost Planet’de ise sağ analoga tıklayarak silahımızı dolduruyoruz. Şarjörümüzün doluluk oranını ise hedefimizin altındaki yarım çemberden biraz daha küçük boyutta olan bar sayesinde görebiliyoruz.

Çevre tasarımı

Oyundaki bölümler birbirini tekrar etmeyecek şekilde yapılmışlar. Bir bölümde karla kaplı tepelerde yol alırken, diğer bölümde müthiş görünen mağarada Akrid ırkı ile mücadele ediyoruz. Boss’lar ise devasa yaratıklardan ya da sizi oldukça zorlayabilecek çeviklikte ve işlevleri iyi düşünülmüş Mech Robotlardan oluşuyor. Boss’lar hakikatten zor yapılmış; fakat işi çığırından çıkaracak kadar da yapmamışlar. Tadında bırakılmış. Her zaman karşımıza bölüm sonlarında çıkmayabiliyorlar. Bölüm aralarında çıktıklarında ise onları öldürmek zorunda değiliz; fakat öldüklerine bol bol Achivement puanı kazanıyoruz. Oyunda düşman olarak bizim gibi insan ırkı olan Kar Korsanları ve yaratık ırkı olan Akrid’ler bulunuyor. Akrid’lerin çeşitleri oldukça fazla. Oynadıkça farklı farklı düşmanlarla karşılaşacaksınız.

Save noktaları Dead Rising’de oldukça zorlayan bir etmendi. Bu defa Lost Planet’te daha akıllıca bir yol; yol gösterici ile enerji verici ünitelerin yanına gelerek, sürekli B’ye basarak uyduyu çalıştırıyor ve PDA’ya bilgi vermesini sağlıyoruz. İşlemi başarıyla tamamlayınca size hatırı sayılır bir termal enerji vermekle birlikte kayıt noktasını da aktif hale getirmiş oluyor. Oyundan çıkarken “Quit” yapıp kaydetmesini bekleyince, o noktadan başlıyoruz. Aksi oyunu tekrar baştan açtığınızda, o bölümün başından başlayınca ufak çaplı bir şok geçirebilirsiniz.

Yapımdaki problemlerden biri de maalesef yapay zeka. İleriki bölümlerde akıllansalar da Kar Korsanları gerçekten çok aptal. Size ateş etmeye çalışıyorlar vuramıyorlar. Bomba atıyorsunuz çabuk kaçamıyor ölüyorlar. Fakat ilerde daha çevik olduklarını ve yuvarlanma gibi akıllı şeyler yaptıklarını söyleyebilirim.

[Resim]

Özellikle bazukalı ve plazma silahlı korsanlardan kaçınmanız gerekiyor. Bazukanın götürdüğü enerji malum. Plazma silahı ise termal enerjinizi gerçekten müthiş derecede alıyor. Yinede yapay zekanın parlak olmadığını, hele hele Gears of War’dan sonra söyleyemem. Eğer Boss’ları geçebileceğinizi düşünüyorsanız “Hard” zorluğu düşünmeden seçin. Bir kere oyunu bitirince en zor olan “Extreme” zorluk derecesi açılıyor. Extreme’i denedim gerçekten de oldukça zor.

Teknik aksam

Grafiklerden söz etmek gerekirse gerçekten etkileyici olduklarını söyleyebilirim. Patlamalar ve duman efektleri ise gördüklerimin en iyilerinden. İç mekanlarda, özellikle mağaralardaki grafikler sizi ilk görüşte büyülüyor adeta. Yağlı boya tablosu gibi duran iç mekanlar nefes kesici. Dış mekanlar da kaliteden nasibini almış görünüyor. Karların parça parça dağılması, iz bırakması, karla kaplı ve yarısı yakılmış binalar, çeşitli tarihi köprüler vs… çok iyi yapılmış. Karakter modellemeleri bir Gears of War olmasa da Japon oyunlarından alıştığımız tarzda ve kaliteli. VS adı verilen robotlar ise her tarafları oynak ve gerçekten robota bindiğinizi size yaşatacak cinsten. Ara sahne ve demo’lar ise oyun içi motorla yapılmış. Frame Rate çok stabil.

Asıl can alıcı nokta olan yön fizik motoru. Gerek karların dökülmesi, gerek araçların parçalanması, gerekse de turuncu enerjilerin civa tarzı birleşip büyümesi bir yana;
soğuktan donan yaratıkların bizim vurmamızla onlarca parçaya ayrılması, Boss’ların yıktığı devasa büyüklükteki duvarların parçalarının etrafa saçılması adeta Ageia PhysiX testini hatırlatıyor.

Sesler ise tam yerinde ve atmosferi sağlamaya büyük ölçüde yardımcı oluyor. VS robotların kendine özgü mekanik hareket sesleri, karlar, buzların parçalanması, silahların ve patlamaların sesleri çok iyi. Karakterlerin seslendirmeleri ve Japonca’dan İngilizce’ye yapılan dublaj gerçekten kaliteli. Müzikler de gayet güzel ve film tadında.

Çoklu oyuncu

Oyunun Multiplayer kısmında Team Elemination (Takım Elemesi), Elemination (Kişisel Eleme), Post Grab (Yer ele geçirme), Fugitive (Hayatta Kalma mod’u)
bulunuyor. Multiplayer demo’sundaki tüm hatalarından arındığını ve Lobby’nin geliştiğini söylemek mümkün. Oyun sırasında yine Xbox Live’ın devrimi olan maç yaparken ortama mikrofonla konuşma yerini koruyor. Sesimizin tanınmamasını istiyorsak maskelememiz mümkün. 4 Çeşit maskeleme var. Ne dediğimiz pek anlaşılmasa da 4. maskeleme metodu sesimizi kalınlaştırıyor ve ne dediğimiz de anlaşılıyor. Player Match’de puanlama sistemi olmadan eğlencelik oynuyorsunuz. Ranked Match ise sizin Rep’inizi değiştirebiliyor ve kayıtları tutuluyor. Size önerim bir süre Player Match yapıp geliştikten sonra Ranked Match’a dalmanız. Ranked Match’de sizin bir level dereceniz bulunuyor ve durumunuza göre level atlıyorsunuz. Buna göre ödüller almanız da mümkün Örneğin level 50 olduğunuzda bir Achivement Puanı açılıyor.

Lost Planet son zamanlardaki en iyi aksiyon oyunlarından ve orijinal yanlarıyla rakiplerinden ayrılıyor. Single Player kısmını bitirdiğinizde Multiplayer kısmında yine uzun uzun takılabilirsiniz. Herkese önerebileceğim bu Capcom Klasiğini kaçırmayın.

Medieval II Total War

[Resim]

Türk Birlikleri Anadolu’ya girmişlerdi artık. Yeni vatanlarını burası olarak görmekteydiler. İlerlemelerini hiç bir kuvvet engelleyemiyordu. Caesarea kalesinin kapılarına dayanmışlardı. Türk’ün gücünü dünyanın görmesini istiyorlardı. Bu yoldan ölmek var dönmek yoktu onlar için. Tüm askerler aynı görüşteydiler. Bizans birliğinden kopmuş olan isyancıların elindeydi kale. Burası onlar için bir geçiş noktası, ilerleyişin çetin bir adımı idi aslında. Durmak yok dediler. “Yüce yaradan bizim yanımızdadır, elbet yardımı bizimle olacaktır” diyorlardı. Başarıları sanki bunu kanıtlar gibiydi. Caesarea kalesinde çetin bir harp başlamıştı. Ellerinde küçük mancınıklar vardı Türk birliğinin. Düşman kalesine bombardımana başlamışlardı. Herkesin yüreğinde heyecan ve garip bir mutluluk vardı. Türk ocağının ateşi her geçen gün daha gür yanıyordu. Bu ateşi yüreklerindeki heyecan ve ateşle harlayacaklarından emindiler.

Kale duvarlarının çökmesiyle büyük Türk kumandanından saldırı emri geldi. Harp anıydı artık. Ölüm anıydı. Gözlerinde öleceklerini bilseler dahi en ufak korku belirtisi yoktu. Düğüne gider gibiydiler sanki. O kadar istekliydiler. İmanları korkularını tamamen bastırmış görünmekteydi. Düşman askerlerinde ise korku ve endişe hâkimdi. Türk birlikleri tüm ihtişamlarıyla karşılarındaydı. Kalenin duvarlarına ve kapılarına dayanmıştı sonunda birlikler. Çarpışma başlamıştı. Var güçleriyle savaşıyorlardı. Karşılarındaki düşmanın zırhına cüssesine bakmıyorlardı, sadece kılıçlarını, mızraklarını sallamaktaydılar. Kalenin yıkılan duvarları, yıkılan kapısı arasından birlikler düşmanı yavaş yavaş geri püskürtmeye başlamışlardı. Muzafferiyetin ilk adımıydı bu. Düşmanı kalenin merkezine doğru geri püskürttüler. En iyi birimler meydanda beklemekte, karşılaşacakları Türk birliğine olanca güçleriyle saldırıp geri püskürtmeyi planlamaktaydılar. Kale duvarlarının sol tarafından gelen bir düşman piyade birliği Türk birliklerini bir anlık gafil avlamış ve büyük zafiyete yol açmıştı. Fakat cesur Türk askerleri bu bir anlık saldırıyı atlatmayı başardılar. Birlikler şehrin etrafına serpiştirilmişçesine duran evlerin ve devlet binalarının arasından 3 kola ayrılmış şehrin merkezine doğru ilerlemekteydiler.

Artık fethin son noktasına doğru gidiyorlardı. Atlar bile askerlerin heybetine heybet katarcasına yürümekteydiler. Meydana yaklaşınca 2. hücum emri geldi. 3 kola ayrılmış olan tüm birlikler hep birlikte saldırıya geçtiler. Bu noktadan sonra artık dönüş yoktu. Ya ölüm ya istiklal diyerek saldırıyorlardı. Şehrin meydanında toplanmış düşman birlikleri var güçleriyle savunuyorlardı kalelerini. Türkler hem ilerlemek hem iyi yönetilemeyen bu topraklara huzur getirmek amacıyla burayı almak istiyorlardı. Savaşıyorlardı. Gözlerinin önünde arkadaşları ölen askerler daha bir hırs ile savaşıyorlardı. Düşman birlikleri büyük bir hızla azalmaktaydı. Düşman komutanı savaşın ortasında kalmış son ana kadar mücadelesini sürdürüyordu. Fakat çok asker kaybetmişler, Türk birlikleri ise sanki hala savaşın başındaymışçasına kalabalık görünüyorlardı gözüne. Bitmişti aslında savaş onlar için ama burası şehir meydanıydı. Kendi topraklarıydı. Kaçacak hiç bir yer yoktu. Düşman komutanı tüm askerlerini kaybettiği anda bile savaşmaya devam etti. Ta ki kahraman bir Türk askeri onu atından düşürüp esir alıncaya kadar. Savaş bitmişti artık. Türk gücünü bir kez daha göstermişti dünyaya. Düşman komutanına ve diğer esirlere hiç bir kötü muamelede bulunulmamıştı. Onlara buradan gitmeleri için süre verilmiş, kale emiri ve diğer devlet görevlileri de aynı şekilde Türk birliklerinin kontrolünde kaleden uzaklaştırılmışlardı. Artık Türk Milleti’nin önünde ilerlemelerini engelleyebilecek hiç bir neden yoktu. Daha şimdiden Bizans’ı korku salmaya başlamıştı. Türkler tüm güçleriyle ilerlemekteydiler.

FIFA 2005′i Direct IP Adresi ile Online Oynama

Fifa 2005 i direct ip den oynamak isteyenler şu yolu takip etmeliler.Öncelikle kimin host(oyunu kuran) kimin connect(kurulu oyunab ağlanacak kişi) olacağına karar verilir.Host olacak kişi connect olacak oyuncuya ip numarasını verir(İp numaranızı http://www.ipadresimne.com da öğrenebilirsiniz)

* Buna karar verildikten sonra oyun açılır.
* Game modes bölümüne girilir.
* Burdan multiplayer seçilir.
* Direct ip seçilir.
* Oyunu kuracak kişi hosta basıp bekler.
* Connect olacak kişi ilk 3 adımı aynı şekilde yaptıktan sonra New e basar.
* Gelen bölümden bağlanacağı kişinin ip adresini yazar.
* İp adresini yazdıkdan sonra yazdığı ip adresini seçip Connect e tıklar.

Bağlantı kurulduğunda takım seçme ekranı gelir ve takımlar,formalar vs seçildikten sonra oyuna başlanır.
Sadece bu işlemleri yaparak internet üzerinden arkadaşınızla online oynayabilirsiniz. Üstelik oyun 256k adsl ile gayet akıcı ve sorunsuz oynayabilirsiniz.