Vietnam’ın sanılanın aksine yeşil değil kırmızı ormanlarından çıkamayıp hıncını eğlence sektöründen çıkaran Amerika, galibiyet yüzü görmediği savaşlardan bile onlarca epik ve boşlukta sınır tanımayan kahraman hikayeleri çıkarmayı bildi günümüze kadar. “Bir zamanlar askerdik”, “vallaha bak”, “yalanım varsa diri diri yaksın Vietnamlılar (!)” gibi Vietnam savaşı hakkında tek bir bilgisi bile olmadan yapılan (belki de vardır, örtbas edilmediğini kim söylemiş?) dışı şatafatlı olmasına karşın vurunca yankılı bir “tın”lama sesi veren filmlerden görmeye alışık olduğumuz Amerikan propagandasının dışına çıkan, gerçekten sıra dışı olan Full Metal Jacket ve Platoon’dan başka aklıma gelmiyor. Gel gelelim film sektörüne koşar adımlarla yaklaşan oyun dünyası için bu durum, ne yazık ki daha da vahim.

Şu ana kadar oynadığım en çarpıcı ‘Nam oyunu sanırım Vietcong’du. İşin ilginç tarafı ise o oyunu yapan firmanın Amerikan olmaması, peh. Bahsi geçen oyun Shellshock da baştan ilgimi çeken bir yapım olmuştu, zira yapımcısı Hollanda asıllı Guerilla ismindeki firmaydı. Nitekim oyun boş kahramanlık hikayeleri ile değil, sadece kendi başını ayakta tutmaya çalışan sıradan bir askerin hikayesi ile ilgili -ki oyunu ilginç yapan unsur da bu sanırım.

Ne anlattığı bile belli olmayan kahraman (!) Amerikan askerlerinin öykülerinin aksine Shellshock, baştan sadece silahı tutmakla görevli, içindeki cevheri parlayan bir askerin hikayesini taban almış. Çeşitli görevlerle kendini kanıtlayan ve özel güçlerin boyunduruğu altına girmeyi başaran esas oğlanımızı kanlı ve kulak ağrıtıcı bir macera bekliyor olacak Vietnam’ın sinsi ormanlarında.

For mother America! (?)

Gel gelelim kazın silueti uzaktan hoş görünmesine rağmen öyle değil işte; her ne kadar Amerikalı olmasa bile Eidos’un politikasına mahkum ve çoğunluğunu Amerikalı oyuncuların oluşturduğu oyun dünyası için Guerilla olaylara, vatanını savunan Vietnam tarafından değil, ava gidip avlanan madur (!) Amerika açısından bakmak durumunda kalmış. Ülkesini savunmaktan başka bir amacı olmamasına karşın kahramanları katleden, kafataslarını ağaç tepelerine asan, ölü ve yanık askerleri kasaba meydanlarında sergileyen düşmanlarla savaşıyor olmamız eşitliği ve oyundan aldığınız zevki (tabii tarih takıntınız yoksa başka) fena halde baltalıyor. Özellikle başımdan geçen bir olay kafamı monitöre vurup kıracak kadar sinirlendirdi beni; masum bir şekilde çiftçilik yapan kasabalıyı öldürünce ne olacağını merak edip bir sadistlikte bulundum ve teğmenden “Sivilleri öldürme!” diye fırça yedim! Sivilleri toplu halde sıraya dizip ateşe tutan Amerika bu oyunlarda ne hikmetse birer iyilik perisi olup çıkıyor.. Neyse ki bu taraflılık oyunun her tarafına yayılmamış, birtakım bölümlerde sivilleri de acımasızca katletmeniz gerekiyor.

Siyaset ve tarihi bırakıp oyuna değinecek olursak; Amerikan bakış açısı haricinde oyun gerçeğe uygun bir şekilde, ancak amatörce yansıtılmış. Büyük saman yığınları arasında saklanan bir orduya yetecek kadar cephaneler, VC’lerin kullandığı silah ve gizli tüneller, çiftçiymiş gibi görünüp gözünüzün ucundan kayboldukları bir anda Keanu Reeves edasıyla silahlarını bellerinden çıkarıp kurşunları saydırmaya başlayan Vietnam köylüleri, ve daha fazlası.. En çok ilgimi çeken şeyse Full Metal Jacket’ta gördüğüm Vietnam’lı fahişelerin etkileşime geçilip.. ee, öö, enteresan bir andı tabi :) Görevlere çıkmadan önce üssünüzde gezinmeyi unutmayın :)

Manhunt’ta tanıyıp sevdiğimiz ekranın karıncalanması efektinin dozajı düşürülmüş bir versiyonunu kullanan Shellshock, bu sayede Vietcong’daki abartı yeşillikli ormanların aksine gerçekçi ve donuk renkli yeşil bir temaya sahip olmuş. Eski bir belgesel filmi izliyormuşçasına başarılı bir etki bırakan bu görüntü filtreleme sisteminin atmosfere olan katkısı çok büyük. Oyun içinde müzik olmaması ve silah seslerinin hiç dinmediği bir ortamda yaşam mücadelesi vermek de gerçekçiliği ve atmosferi sağlamlaştıran unsurlardan. Özellikle son bölümdeki kalbinizin vücudunuzdan fırlama istemini bastıramıyor olmanız oyunun ne derece atmosferik olduğuna dair bir kanıt; fakat bu bölüm bana Vietcong’un son bölümünü fazlasıyla anımsattı. Garipsedim.

Popülasyonu İstanbul nüfusuna yaklaşan 2. Dünya Savaşı oyunlarından görmeye aşina olduğumuz pek çok ölüm makinesi, tetiğinin çekilmesini bekliyor Shellshock’ta. Makineli ve ağır oyuncaklarla oynayabileceğimiz gibi yeri gelince helikopter silahından da yararlanabileceğiz. Bunların yanı sıra oyunun sonlarına doğru etrafına korku, hüngürtü ve zırıltı saçan flame thrower’ı da saflarımıza katabileceğiz. Ancak aynı anda tek büyük silah taşıyabiliyor olmamız kararsız kişiliklilere zor anlar yaşatacak. Kanıksadım.

Terminasker

Genelinde gerçekçilik havası sezilen Shellshock, büyük dedelerinden kalma bir kayıt sistemini kullanıyor. Sadece belli kısımlara geldiğiniz zaman oyun otomatik olarak kaydediliyor ve ölürseniz buradan devam ediyorsunuz. Neyse ki bu checkpoint araları çok uzun değil; gerçi uzun olsa da bir şey fark etmiyor, çünkü bu oyunda ölmek biraz zor. Terminatör kırması esas oğlanımızın sahip olduğu başına buyruk ve saçmalıkta sınır tanımayan sağlık sistemi, bana kalırsa “yenilik yapılmaya kasılırken çuvallama” kategorisinde değerlendirilmeli. Üç adet gösterge ile belirtilen sağlığımız, hasar aldığımız sürece teker teker dolmaya başlıyor ve üçü de dolunca altındaki renk yeşilden sarıya dönüşüyor. Ancak bir köşede kısa bir süre için bekleyecek olursanız karakter, bu göstergelerin teker teker sönmesini sağlıyor; yani kendini iyileştirebiliyor! Ne kadar fantas.. ee, gerçekçi! Ayıpladım!

Görsel olarak Shellshock’un nefesi Doom 3 ile aşık atmaya yetmese de kendi çapında başarılı sayılabilir. Abartıdan kaçınılarak sade grafiklerin tercih edilmesi aslında bir bakıma iyi de olmuş, Vietcong’daki koyu ve pastel renkler savaşın gerçekçiliğini baltalıyordu kanımca. Yapay zeka açısından da durum pek değişken değil, yanındaki canciğer arkadaşı son nefesini verdiği zaman sigara içmeye devam eden askerler görebileceğiniz gibi bomba atınca panikleyen canı kıymetli düşmanlarımız da var oyunda. Velhasıl kelam, oyunun teknik özelliklerinin bir abartısı yok.

Bütün ‘Nam oyunlarında olduğu gibi Shellshock’un playlist’ini de 60-70’li yılların rock müzikleri oluşturuyor. Jimi Hendrix, Deep Purple ve emsallerinin tarzında türkülerin yükseldiği Vietnam ormanları müziksel açıdan da doyurucu. Helikopterin yolunu tutmadan önce üssünüzdeki müziğe kulak verip ruhunuzu da beslemenizi tavsiye ederim.

Gizli cevherler

Bölüm içerisinde çeşitli yerlere serpiştirilmiş gizli dökümanlar ve düşmanların dökümanları envantere katıldığı takdirde bölüm sonunda oyun tarafından ödüllendiriliyor. Aldığınız her bir head shot, öldürdüğünüz her asker ve topladığınız her doküman kiramen katibin’vari meleklerce kaydediliyor ve bölüm sonunda size chit puanı olarak geri dönüyorlar. Peki bu puanlar ne işe yarar? Topladığınız chit’ler ile üssünüzdeki ölüm makinelerinin sergilendiği alanı ziyaret edebilir ve elinizdeki zayıf silahla VC avına çıkmaktan kurtulabilirsiniz, tabii daha fazlası da mümkün. Üssünüzdeki bayanlarla puanlarınızı paylaşmayı ihmal etmeyin :)

Doom 3’ten bu yana vakit geçirilebilecek bir oyunla (aksiyon oyunu bazında konuşuyorum tabi, strateji sevenlere gün doğdu) buluşamayan oyun severlere, yeryüzünün cehennemi olarak adlandırılan Vietnam ormanları cennet gibi gelebilir. Doom 3’ün 10’da biri kadar sürede (evet, 3 saatte bitiyor oyun) sona ermesine ve çeşitli hatalardan dolayı saç baş yolmalara aldırmazsanız Shellshock, 3 saatinizi zevkle geçirebileceğiniz, hemcinsleriyle aşık atmaya nefesi yetemeyecek kalitede orta şekerli bir oyun, karar sizin.