“Sonun Başlangıcı…”

Eski efsanelerin tersine dünyanın sonu sanıldığı gibi 21. Yüzyılda gelmemişti. Evet yaşlı Dünya tükenmişti ancak hala üzerinde insanlar barındırıyor ve pes etmemek için direniyordu. 23. yüzyılın ilk çeyreğinde dünyadaki içme suyu sürekli artan insan nüfusuna yetmemeye başladı. Tabiî ki bunda insanoğlunun doğadaki her şeye zarar vermesinin de büyük etkisi oldu. İkinci çeyrekte ise dünyada artık dünya nüfusunun sadece çeyreğine yetecek kadar içme suyu kalmıştı. Bu durum savaşları da beraberinde getirdi. Önceden petrol için savaşan devletler yıkılmıştı; kalanlar ise artık sadece ve sadece su için mücadele vermekteydi. Binlerce yıldır para ve güç için savaşan insanoğlu artık sadece hayatta kalabilmek için savaşıyordu. Bu savaşlar tarihteki bütün savaşlardan daha farklıydı. Sinsi ve kuklalarla değil; aleni, amansız ve kanlıydı. İnsanoğlunun taş ve sopalarla başlayan savaş anlayışı artık tamamen değişmişti. Yok olacağını anlayan toplumlar; nükleer silahlarına sarılıp kendilerine son bir şans daha yaratmaya çalışıyor fakat bu arada zaten yok olmaya yüz tutan doğayı daha da tahrip ediyorlardı. Bu amansız savaşların sonucunda milyarlarca insan gerek savaşlar, gerekse susuzluk yüzünden öldü. Dünya ise artık yok olmak üzereydi…

“Yeniden diriliş”

Bu duruma dayanamayan yaratıcı ona inananları kurtarmak için doğanın hakimi Mikail’i dünyaya gönderdi. Mikail bütün doğa olaylarının, bolluk ve kıtlığın belirleyicisiydi. İnananları kurtarmak isteyen Mikail Dünya’nın kuzey yarısını baştan aşağı yeniledi. Ağaçlar tekrar büyüdü, ırmaklar tekrar akmaya, kuşlar tekrar cıvıldamaya başladı. Kuzeyi, adeta dünya üzerinde cennetten bir parçaya dönüştürdü.

“İkinci kez itiraz ve dengelerin oluşumu…”

Şeytan bu duruma karşı çıktı ve yaratıcıya ikinci kez itiraz etti. Şeytan yüzyıllar boyunca insanları yoldan çıkarmak için çalışmış ve büyük ölçüde başarmışken Mikail’in dünyayı tekrar eski haline getirmesi yaratıcıya da eşitsizlik olarak göründü ve şeytanın kendisini temsil edecek birini dünyaya göndermesine izin verdi. Şeytan bunun üzerine oğlu Mamnon’un dünyaya gönderilmesini istedi. Yaratıcı Mamnon’u güneye gönderdi ve Mikail’in güneye; Mamnon’un ise kuzeye geçmesini yasakladı. Mikail, insanlara cennetten bir parçaya dönüşen Kuzey’de yaşama imkânı; Mamnon ise dünyanın sonuna kadar yaşam vaadetti.

“Dünyanın sonuna kadar yaşamak…”

Sonsuz yaşam çoğu insana kısa ama güzel bir yaşamdan daha çekici geldi ve Mamnon’un hüküm sürdüğü Güneye göçler başladı. Mamnon sözünü tuttu; bu insanlar artık sudan, yemekten, hastalıklardan bağımsız bir şekilde dünyanın sonuna kadar yaşayabilecekti. Ancak Mamnon’un tek bir şartı vardı. Dünyanın sonunun geldiği gün, bütün müritlerinin ruhları şeytanın olacaktı. Sonsuz yaşamın cazibesine kapılan insanlar bu şartı umursamadılar bile…

“Fırtınadan önceki sessizlik…”

Mamnon’a tâbi olanlar ölümsüz yaşamı kazanırken bazı bedensel değişikliklere uğradı. Derileri küf rengine dönüştü ve zamanla buruşmaya başladı. Gün geçtikçe zayıfladılar ve kemikleri daha da belirginleşti. Artık kanları bile kırmızı akmıyordu. Yemek yemeyen, su içmeyen Mamnon müritlerinin bedenlerinden akan tek sıvı kanlarıydı ve bu sıvı artık mavi renkteydi. Güneş’in doğmadığı, her taraftan lavların püskürdüğü tek bitki örtüsünün ise daha sonradan alev gülü olarak isimlendirecekleri biçimsiz kırmızı renkli bir çiçeğin oluşturduğu güneydeki insanlar çevrenin de etkisiyle gittikçe vahşileştiler ve insanlıktan uzaklaştılar. Mamnon onlar için evlatlarım diyordu. Hatta evlatlarına cehennemin derinliklerinden gelen binekler hediye etti. Güney insanları, küçük gördükleri, ölümlü insanlarla artık aynı ismi bile paylaşmak istemiyorlardı ve onlar da kendilerine Mamnon’un evlatları demeye başladılar.

Kuzeyde yaşayan Mikail ve halkı ise doğa ile iç içe mutluluk ve huzur içerisinde yaşamlarına devam ediyorlardı.

“Daha fazlasını istemek…”

Ancak bu durum çok uzun sürmedi. Mamnon birçok evlat edinmişti ancak şeytan daha fazla ruh istiyordu. Bu isteğini oğlu Mamnon’a iletti. Mamnon’un kuzeye geçmesi yasaktı. Ancak aklına şeytanca bir fikir gelmişti. Evlatlarından oluşan bir ordu kurarak bu orduyu kuzeye saldırtacak ve buradaki insanların içini ölüm korkusuyla dolduracaktı. Ölümden korkan insanlara sonsuz yaşam daha çekici gelecek ve şeytana daha çok ruh bağışlayacaktı. Düşündüğü gibi de oldu. Yıllarca süren savaşlar kuzeydeki insanların içini korkuyla doldurdu. Ve gün geçtikçe daha çok insan güneye göç etmeye başladı. Güney insanları ölümsüzdü, kuzey insanları ise onlara karşı korumasızdı…

“Nûr”

Mikail bu durumu yaratıcıyla paylaştı. Yaratıcı Mikail’e Güney insanlarına karşı kendilerini korumaları için ilahi bir güç, Nûr’u verdi. Mikail halkına bu gücü kullanmasını öğretti; insanlar ise bu gücü kullanarak kendilerine basit silahlar yaptılar.

Artık güney insanları öldürülemez, kuzey insanları ise korumasız değildi… Kâinatın sonuna kadar sürecek olan “Son savaşlar” işte bu şekilde başladı…