Project Gotham olarak etiketli yazılar

Project Gotham Racing 4

Project Gotham Racing 4Project Gotham Racing serisini Xbox’ı olan olmayan birçoğumuz bilir. Özellikle büyük bir araba yarışı sever iseniz bilmemeniz çok zor. En son PGR 3 ile bizi zevkin ve görsel şölenin zirvesine çıkartan Microsoft ve Bizarre Creations, geçen hafta piyasaya sürdükleri çok beklenen PGR 4 ile zirveye bir kaç basamak daha ekliyor.

Uzun zamandır takip ettiğim PGR 4′ün beni en çok heyecanlandıran tarafı biraz daha geliştirilmiş grafiklerin ve bir iki yeni arabanın dışında gerçekçi hava şartları idi. Açıkçası oyunu ilk aldığımda direk yaptığım şey custom bir yarış yaratıp hemen o ıslak asfalta her zaman favorim olan beyaz bir Lamborghini Gallardo ile atlamak oldu. İlk kez, yağmurlu havada yolda olmaktan bu kadar zevk aldım diyebilirim. Neredeyse hiç bir detay atlanmamış. En sevdiğim sürüş pozisyonu kokpit olduğundan hemen ona geçtim. Cama vuran yağmur damlaları ve sileceklerin yarattığı izler mükemmel. Hele hızlandıkça arkaya doğru kaçan ve ışığa göre yansıma yapan damlalar daha da mükemmel. Islak olunca farları ve diğer şeyleri yansıtan asfalt ise oyuna çok iyi bir derecede aktarılmış. Neredeyse kusursuz diyebilirim.

Yağmurdan başka, özel yarış ayarlarken bir çok sayıda hava şartı kombinasyonu seçebiliyoruz. Parçalı bulutlu, parçalı bulutlu ve yağmurlu, fırtına, sadece ıslak zemin ve kapalı hava, kar, buz, hafif ve güçlü kar yağışı ve bunların günün herhangi bir zamanındaki seçmek elimizde. Kardan bahsetmek gerekirse, yağmur kadar süper heyecanlandırmasa da yinede oyuna yeni grafik teknolojileri kullanılarak çok güzel aktarılmış. HDR ışık efekti (high dynamic range) ile hava açık iken yoldaki karların güneşten dolayı yansıması ve gözümüzü alması gayet güzel bir hava katmış diyebilirim. Karlı havada oynarken eğer oynadığımız bölümde mümkün ise yol gerçekten bayağı bir karla kaplı oluyor. Bu gerek sürüşe gerekte seslere kadar yansıyor. Çoğumuz karlı havada giden bir arabanın lastiklerinden gelen sesleri biliriz. Sesler gayet gerçekçi.

Oyunun oynanışında bir kaç yenilikten başka bir şey yok dersek yanlış olmaz. Yeni ama aynı temalı pistler New York, Londra, Quebec, St. Petersburg gibi ünlü şehirleri içeriyor. Shangai�ı özellikle şehir ışıklarıyla çok güzel detaylandırmışlar. Eski PGR 3�e nazaran bu sefer kariyer modunda karşımızda bir takvim var. O gün hangi yarış varsa onları yapabiliyor, bitirince diğer güne geçiyoruz. Menüdeki görsellikten başka fazla bir yenilik getirmediği kesin.

Project Gotham Racing 4

Project Gotham Racing serisini Xbox’ı olan olmayan birçoğumuz bilir. Özellikle büyük bir araba yarışı sever iseniz bilmemeniz çok zor. En son PGR 3 ile bizi zevkin ve görsel şölenin zirvesine çıkartan Microsoft ve Bizarre Creations, geçen hafta piyasaya sürdükleri çok beklenen PGR 4 ile zirveye bir kaç basamak daha ekliyor.

Uzun zamandır takip ettiğim PGR 4′ün beni en çok heyecanlandıran tarafı biraz daha geliştirilmiş grafiklerin ve bir iki yeni arabanın dışında gerçekçi hava şartları idi. Açıkçası oyunu ilk aldığımda direk yaptığım şey custom bir yarış yaratıp hemen o ıslak asfalta her zaman favorim olan beyaz bir Lamborghini Gallardo ile atlamak oldu. İlk kez, yağmurlu havada yolda olmaktan bu kadar zevk aldım diyebilirim. Neredeyse hiç bir detay atlanmamış. En sevdiğim sürüş pozisyonu kokpit olduğundan hemen ona geçtim. Cama vuran yağmur damlaları ve sileceklerin yarattığı izler mükemmel. Hele hızlandıkça arkaya doğru kaçan ve ışığa göre yansıma yapan damlalar daha da mükemmel. Islak olunca farları ve diğer şeyleri yansıtan asfalt ise oyuna çok iyi bir derecede aktarılmış. Neredeyse kusursuz diyebilirim.

Yağmurdan başka, özel yarış ayarlarken bir çok sayıda hava şartı kombinasyonu seçebiliyoruz. Parçalı bulutlu, parçalı bulutlu ve yağmurlu, fırtına, sadece ıslak zemin ve kapalı hava, kar, buz, hafif ve güçlü kar yağışı ve bunların günün herhangi bir zamanındaki seçmek elimizde. Kardan bahsetmek gerekirse, yağmur kadar süper heyecanlandırmasa da yinede oyuna yeni grafik teknolojileri kullanılarak çok güzel aktarılmış. HDR ışık efekti (high dynamic range) ile hava açık iken yoldaki karların güneşten dolayı yansıması ve gözümüzü alması gayet güzel bir hava katmış diyebilirim. Karlı havada oynarken eğer oynadığımız bölümde mümkün ise yol gerçekten bayağı bir karla kaplı oluyor. Bu gerek sürüşe gerekte seslere kadar yansıyor. Çoğumuz karlı havada giden bir arabanın lastiklerinden gelen sesleri biliriz. Sesler gayet gerçekçi.

Oyunun oynanışında bir kaç yenilikten başka bir şey yok dersek yanlış olmaz. Yeni ama aynı temalı pistler New York, Londra, Quebec, St. Petersburg gibi ünlü şehirleri içeriyor. Shangai’ı özellikle şehir ışıklarıyla çok güzel detaylandırmışlar. Eski PGR 3′e nazaran bu sefer kariyer modunda karşımızda bir takvim var. O gün hangi yarış varsa onları yapabiliyor, bitirince diğer güne geçiyoruz. Menüdeki görsellikten başka fazla bir yenilik getirmediği kesin.

Oyunda bildiğiniz gibi para yerine Kudos dediğimiz PGR parasını yarış boyunca karizmatik hareketler yaparak veya ilk sıralarda bitirerek kazanıyoruz. Ne kadar çok drift, o kadar çok Kudos kavramı, rahat yarışlarda hep kafamızın bir kenarında olmalı. Oyundaki zorluğu ne kadar yükseltirsek, Kudos kazanmak ve ilk sıralarda yarışları bitirmek zorlaşıyor. Fakat gözüme çarpan şey kolay mod ile normal mod arasında dağlar kadar fark olması. Kolay mod neredeyse hile yapmak kadar kolay kudos kazandırıyor. Normal modda ise yarışı birinci bitirmek bazen gerçekten zorluyor.

PGR 3′te garajımıza olan bağlılığımız bu sefer biraz azalmış. Mesela her oyun öncesi garajımıza geçip araba seçmiyoruz. Artık yarıştan önce bize ufak bir araç listesi veriliyor ve bizde istediğimizi seçiyoruz. Listede bulunan gruba göre bazı lüks araçlar kilitli. Onları ise sahip olduğumuz kudoslarla açabiliyoruz. Eskisi gibi araçları alıp garajımıza koymak yerine, artık garajımızda olan arabalar harici yine listeden seçtiğimiz arabalarla da yarışa katılabiliyoruz. Dolayısıyla garaja o kadar da bağımlı değiliz.

Oyunumuz Test Drive: Unlimited’ın öncülüğünü yaptığı araba harici artık motorsikletlerinde olduğu yarış modasını devam ettiriyor. Gerçekçi hava şartlarından sonra PGR 4′ün en çok beklenen listesine oturması da motorsikletlerle arabalarin aynı anda yarışabilmesi. Yani ister püfür püfür motorla yarışabiliyor, ister üşüten kış şartlarında arabada gidebiliyoruz. Motorları kullanmak arabadan hafif daha farklı olsa da zor değil. Virajlarda gerçekten fazla yavaşlamak gerekiyor, onun dışında gayet kolay. Hatta motorlar arabalardan çok daha avantajlı diyebilirim. Kudos kazanmak motor üstündeyken ayağa kalkkaya kadar ulaşan artistik hareketlerle daha da kolay. Ayrıca motorların çok iyi hızlanmaları araba karşısında onlara büyük bir artı veriyor. Oyunun burada çok hafif bir dengesizliği var desek yalan olmaz. İyi motor kullanan biri, oyundaki bütün arabalara karşı büyük avantajlı oluyor. Xbox Live’da gördüğüm üzere oynanan oyunlar genelde ya sadece motor içeriyor, ya da araba.

Motorlarda içten görünüşte oynarken atmosfer gayet güzel yansıtılmış. Etraf çok iyi hızlandığımızdan dolayı iyicene bulanıklaşıyor, düştüğümüzde de bayağı güzel takla atarak başımız dönüyor. Arabaların iç detaylarına gösterildiği kadar motorların da konsollarına bayağı özen gösterilmiş. Bütün modellemeler oldukça gerçeğine yakın.

Grafiklere değinmek gerekirse, oyun PGR 3′ün biraz modlanmış hali diyebilirim. Yine aynı grafik motoru kullanılıyor fakat oyuna eklenen bir iki güzel grafiksel artılar var. Mesela artık dıştan görünüşte oynarken iyice hızlanırsak ekran titremeye başlıyor. İkinci gözüme çarpan şey ise pistlerin ve içinde bulunduğumuz şehrin detayları. Etraf oldukça dolu. Dikkat ettiğimiz her yerde ufak bir detay bulabilmek mümkün. Üçüncü olarak yol kaplamaları biraz daha iyi hale getirilmiş. Gözüme çarpan diğer şey ise artık kötü havalara maruz kalıp birde çamura girdiğimizde arabamızın biraz kirlenmesi. Fakat buna hava şartlarına gösterildiği kadar ilgi gösterilmemiş. Pist dışına bir kaç kere çıktığımızda arabanın tavanı dahil saçma sapan bir çamurla kaplanıyor. Tamam yağmur yağınca ıslanır ama pistten her çıkışımızda da arabanın her yanı birden kirlenecek diye bir şart yok. Yine görsel olarak, çarptığımızda arabamızın aldığı hasar sadece makyaj yönünden. Yani kullanışa herhangi bir etki etmiyor. Görselliğe de çok fazla etki etmediğini söylemeliyim. Yine PGR 3′teki gibi aynalar kopup, bir iki çizik ile çökük oluşuyor o kadar. Bu kadar grafiği ve detayı oyun bize aktarırken paşalar gibi hiç takılmadan, gayette güzel hızlarda çalışıyor. Yapımcılar yeni detayları katarken tüm grafikleri optimize etmeyi ihmal etmemişler. Oyun her zamanki PGR performansında çalışıyor. Bu da demek oluyor ki Xbox 360′ın gücünü gerçek gücünü daha yeni görüyoruz.

Oyun yine klasik arcade özelliğini koruyor. Araba ve motorları kullanmak simulasyon oyunlarına göre gayet kolay. Need For Speed kadar arcade olmasa da oyunu yarışla uzaktan yakından ilgisi olan herkes oynayabilir. Açıkçası oyunda anti patinaj devresini kapatabilme olanağı olsaydı simülasyonculara biraz daha hitap edebilirdi diye düşünüyorum. Çünkü bu kadar süper görselliğe sahip bir oyunun herkesin ihtiyacını giderebilmesi bu tür bir iki ince ayarla gayet kolay sağlanabilir.

Oynanış süresi kariyer modunda gayet tatmin edici. Normal zorlukta yaklaşık 15 saat sürerken yüksek zorlukta ise çekişme gayet fazla olduğundan 20 25 saate kadar rahat çıkıyor. Eğer Xbox Live�ınız yoksa oyun sizi kendine yinede çok uzun bir sure hapsediyor. Oyunu aynı zamanda 2 kişiye kadar aynı Xbox üzerinden, 8 kişiye kadarda Live üzerinden oynayabiliyoruz.

Oyundaki yeni araçlara değinecek olursak, eski Ferrari modelleri, yeni Audi RS4, roketle eşdeğer hızlanan Ducati 999R motor, Lamborghini LP640, yeni Ferrari 599 GTB Fiorano, ve PGR 3′te Xbox Live Pointlerle aldığımız bazı arabalar hazır olarak yer alıyor. Oyunda tümüyle yeni olan motorlar içinde birçok Ducati, Honda, Suzuki, BMW ve hatta Harley Davidson’un spor modelleri de bulunuyor.

Arabalara herhangi bir modifiye yapamadığımız PGR 4′te artık onlara çeşitli boyama çalışmaları yapabiliyoruz. Yarışlardan önce arabamızın rengini seçerken girebildiğimiz bir bölümde kendimize güzel görünen bir deseni seçip onun şeklini istediğimiz gibi ayarlayıp renklendirebiliyoruz. Oyunun modifiye eksikliğini yadırgamamak gerek. Bize bu kadar güzel grafikler ve pistler sunan bir yapım için bence gayet adil.

Gözüme çarpan bir eskiye gelince; bazı arabalarda içten görünüş oynarken koltuğumuz çok aşağıda kalıyor ve yolu görmek imkânsız hale geliyor. Tamam anlıyorum direksiyonu ve geri kalan kokpiti çok güzel modellemişsin ama yarışmak için yolu da görmek lazım değil mi? Özellikle en çok beklediğim Ferrari Fiorano�da bu tür bir eksi ile karşılaşmak beni bayağı üzdü doğrusu.

Müzikler ve sesler her zamanki gibi doyurucu. Yol boyunca müzik türünü ve şarkıyı ayrıca değiştirebildiğimiz D-pad ile kendimize uygun gazlayıcı bir şarkı bulabilmek oldukça olası. Jazzdan metale, teknodan popa gayet geniş bir yelpazeye sahibiz. Müziklerin çoğu yeni albümlerden gelmekte. Eger yarış boyunca istediğimiz türde şarkıyı bulmakta zorlanıyorsak, başlamadan önce Options’a bir uğrayıp istediğimiz müzik türlerini hatta parçalarına kadar kapatabiliyoruz. Yani oyunda istediğimiz şarkılara hemen ulaşmak ve diğerlerinden kurtulmak mümkün.

PGR 4 grafik çıtasını biraz daha yükselte dursun, bize yine o hız ve çekişme heyecanını vermeye devam ediyor. Yeni eklenen hava şartları ve motorlar ile oyuna çok güzel tatlar katılan oyun eğer bir yarış hastasıysanız, kesinlikle arşivinizde bulunması gerekiyor. Oyun güncel Xbox 360 wireless direksiyonunu da desteklemekte. Bence fırsatınız varsa, hemen ağzınızla turbo sesi çıkartarak oyun satan bir yerin yolunu tutun derim.

Project Gotham Racing 4

Project Gotham Racing 4Project Gotham Racing serisini Xbox’ı olan olmayan birçoğumuz bilir. Özellikle büyük bir araba yarışı sever iseniz bilmemeniz çok zor. En son PGR 3 ile bizi zevkin ve görsel şölenin zirvesine çıkartan Microsoft ve Bizarre Creations, geçen hafta piyasaya sürdükleri çok beklenen PGR 4 ile zirveye bir kaç basamak daha ekliyor.

Uzun zamandır takip ettiğim PGR 4′ün beni en çok heyecanlandıran tarafı biraz daha geliştirilmiş grafiklerin ve bir iki yeni arabanın dışında gerçekçi hava şartları idi. Açıkçası oyunu ilk aldığımda direk yaptığım şey custom bir yarış yaratıp hemen o ıslak asfalta her zaman favorim olan beyaz bir Lamborghini Gallardo ile atlamak oldu. İlk kez, yağmurlu havada yolda olmaktan bu kadar zevk aldım diyebilirim. Neredeyse hiç bir detay atlanmamış. En sevdiğim sürüş pozisyonu kokpit olduğundan hemen ona geçtim. Cama vuran yağmur damlaları ve sileceklerin yarattığı izler mükemmel. Hele hızlandıkça arkaya doğru kaçan ve ışığa göre yansıma yapan damlalar daha da mükemmel. Islak olunca farları ve diğer şeyleri yansıtan asfalt ise oyuna çok iyi bir derecede aktarılmış. Neredeyse kusursuz diyebilirim.

Yağmurdan başka, özel yarış ayarlarken bir çok sayıda hava şartı kombinasyonu seçebiliyoruz. Parçalı bulutlu, parçalı bulutlu ve yağmurlu, fırtına, sadece ıslak zemin ve kapalı hava, kar, buz, hafif ve güçlü kar yağışı ve bunların günün herhangi bir zamanındaki seçmek elimizde. Kardan bahsetmek gerekirse, yağmur kadar süper heyecanlandırmasa da yinede oyuna yeni grafik teknolojileri kullanılarak çok güzel aktarılmış. HDR ışık efekti (high dynamic range) ile hava açık iken yoldaki karların güneşten dolayı yansıması ve gözümüzü alması gayet güzel bir hava katmış diyebilirim. Karlı havada oynarken eğer oynadığımız bölümde mümkün ise yol gerçekten bayağı bir karla kaplı oluyor. Bu gerek sürüşe gerekte seslere kadar yansıyor. Çoğumuz karlı havada giden bir arabanın lastiklerinden gelen sesleri biliriz. Sesler gayet gerçekçi.

Oyunun oynanışında bir kaç yenilikten başka bir şey yok dersek yanlış olmaz. Yeni ama aynı temalı pistler New York, Londra, Quebec, St. Petersburg gibi ünlü şehirleri içeriyor. Shangai�ı özellikle şehir ışıklarıyla çok güzel detaylandırmışlar. Eski PGR 3�e nazaran bu sefer kariyer modunda karşımızda bir takvim var. O gün hangi yarış varsa onları yapabiliyor, bitirince diğer güne geçiyoruz. Menüdeki görsellikten başka fazla bir yenilik getirmediği kesin.

Project Gotham Racing 4

Project Gotham Racing serisini Xbox’ı olan olmayan birçoğumuz bilir. Özellikle büyük bir araba yarışı sever iseniz bilmemeniz çok zor. En son PGR 3 ile bizi zevkin ve görsel şölenin zirvesine çıkartan Microsoft ve Bizarre Creations, geçen hafta piyasaya sürdükleri çok beklenen PGR 4 ile zirveye bir kaç basamak daha ekliyor.

Uzun zamandır takip ettiğim PGR 4′ün beni en çok heyecanlandıran tarafı biraz daha geliştirilmiş grafiklerin ve bir iki yeni arabanın dışında gerçekçi hava şartları idi. Açıkçası oyunu ilk aldığımda direk yaptığım şey custom bir yarış yaratıp hemen o ıslak asfalta her zaman favorim olan beyaz bir Lamborghini Gallardo ile atlamak oldu. İlk kez, yağmurlu havada yolda olmaktan bu kadar zevk aldım diyebilirim. Neredeyse hiç bir detay atlanmamış. En sevdiğim sürüş pozisyonu kokpit olduğundan hemen ona geçtim. Cama vuran yağmur damlaları ve sileceklerin yarattığı izler mükemmel. Hele hızlandıkça arkaya doğru kaçan ve ışığa göre yansıma yapan damlalar daha da mükemmel. Islak olunca farları ve diğer şeyleri yansıtan asfalt ise oyuna çok iyi bir derecede aktarılmış. Neredeyse kusursuz diyebilirim.

Yağmurdan başka, özel yarış ayarlarken bir çok sayıda hava şartı kombinasyonu seçebiliyoruz. Parçalı bulutlu, parçalı bulutlu ve yağmurlu, fırtına, sadece ıslak zemin ve kapalı hava, kar, buz, hafif ve güçlü kar yağışı ve bunların günün herhangi bir zamanındaki seçmek elimizde. Kardan bahsetmek gerekirse, yağmur kadar süper heyecanlandırmasa da yinede oyuna yeni grafik teknolojileri kullanılarak çok güzel aktarılmış. HDR ışık efekti (high dynamic range) ile hava açık iken yoldaki karların güneşten dolayı yansıması ve gözümüzü alması gayet güzel bir hava katmış diyebilirim. Karlı havada oynarken eğer oynadığımız bölümde mümkün ise yol gerçekten bayağı bir karla kaplı oluyor. Bu gerek sürüşe gerekte seslere kadar yansıyor. Çoğumuz karlı havada giden bir arabanın lastiklerinden gelen sesleri biliriz. Sesler gayet gerçekçi.

Oyunun oynanışında bir kaç yenilikten başka bir şey yok dersek yanlış olmaz. Yeni ama aynı temalı pistler New York, Londra, Quebec, St. Petersburg gibi ünlü şehirleri içeriyor. Shangai’ı özellikle şehir ışıklarıyla çok güzel detaylandırmışlar. Eski PGR 3′e nazaran bu sefer kariyer modunda karşımızda bir takvim var. O gün hangi yarış varsa onları yapabiliyor, bitirince diğer güne geçiyoruz. Menüdeki görsellikten başka fazla bir yenilik getirmediği kesin.

Oyunda bildiğiniz gibi para yerine Kudos dediğimiz PGR parasını yarış boyunca karizmatik hareketler yaparak veya ilk sıralarda bitirerek kazanıyoruz. Ne kadar çok drift, o kadar çok Kudos kavramı, rahat yarışlarda hep kafamızın bir kenarında olmalı. Oyundaki zorluğu ne kadar yükseltirsek, Kudos kazanmak ve ilk sıralarda yarışları bitirmek zorlaşıyor. Fakat gözüme çarpan şey kolay mod ile normal mod arasında dağlar kadar fark olması. Kolay mod neredeyse hile yapmak kadar kolay kudos kazandırıyor. Normal modda ise yarışı birinci bitirmek bazen gerçekten zorluyor.

PGR 3′te garajımıza olan bağlılığımız bu sefer biraz azalmış. Mesela her oyun öncesi garajımıza geçip araba seçmiyoruz. Artık yarıştan önce bize ufak bir araç listesi veriliyor ve bizde istediğimizi seçiyoruz. Listede bulunan gruba göre bazı lüks araçlar kilitli. Onları ise sahip olduğumuz kudoslarla açabiliyoruz. Eskisi gibi araçları alıp garajımıza koymak yerine, artık garajımızda olan arabalar harici yine listeden seçtiğimiz arabalarla da yarışa katılabiliyoruz. Dolayısıyla garaja o kadar da bağımlı değiliz.

Oyunumuz Test Drive: Unlimited’ın öncülüğünü yaptığı araba harici artık motorsikletlerinde olduğu yarış modasını devam ettiriyor. Gerçekçi hava şartlarından sonra PGR 4′ün en çok beklenen listesine oturması da motorsikletlerle arabalarin aynı anda yarışabilmesi. Yani ister püfür püfür motorla yarışabiliyor, ister üşüten kış şartlarında arabada gidebiliyoruz. Motorları kullanmak arabadan hafif daha farklı olsa da zor değil. Virajlarda gerçekten fazla yavaşlamak gerekiyor, onun dışında gayet kolay. Hatta motorlar arabalardan çok daha avantajlı diyebilirim. Kudos kazanmak motor üstündeyken ayağa kalkkaya kadar ulaşan artistik hareketlerle daha da kolay. Ayrıca motorların çok iyi hızlanmaları araba karşısında onlara büyük bir artı veriyor. Oyunun burada çok hafif bir dengesizliği var desek yalan olmaz. İyi motor kullanan biri, oyundaki bütün arabalara karşı büyük avantajlı oluyor. Xbox Live’da gördüğüm üzere oynanan oyunlar genelde ya sadece motor içeriyor, ya da araba.

Motorlarda içten görünüşte oynarken atmosfer gayet güzel yansıtılmış. Etraf çok iyi hızlandığımızdan dolayı iyicene bulanıklaşıyor, düştüğümüzde de bayağı güzel takla atarak başımız dönüyor. Arabaların iç detaylarına gösterildiği kadar motorların da konsollarına bayağı özen gösterilmiş. Bütün modellemeler oldukça gerçeğine yakın.

Grafiklere değinmek gerekirse, oyun PGR 3′ün biraz modlanmış hali diyebilirim. Yine aynı grafik motoru kullanılıyor fakat oyuna eklenen bir iki güzel grafiksel artılar var. Mesela artık dıştan görünüşte oynarken iyice hızlanırsak ekran titremeye başlıyor. İkinci gözüme çarpan şey ise pistlerin ve içinde bulunduğumuz şehrin detayları. Etraf oldukça dolu. Dikkat ettiğimiz her yerde ufak bir detay bulabilmek mümkün. Üçüncü olarak yol kaplamaları biraz daha iyi hale getirilmiş. Gözüme çarpan diğer şey ise artık kötü havalara maruz kalıp birde çamura girdiğimizde arabamızın biraz kirlenmesi. Fakat buna hava şartlarına gösterildiği kadar ilgi gösterilmemiş. Pist dışına bir kaç kere çıktığımızda arabanın tavanı dahil saçma sapan bir çamurla kaplanıyor. Tamam yağmur yağınca ıslanır ama pistten her çıkışımızda da arabanın her yanı birden kirlenecek diye bir şart yok. Yine görsel olarak, çarptığımızda arabamızın aldığı hasar sadece makyaj yönünden. Yani kullanışa herhangi bir etki etmiyor. Görselliğe de çok fazla etki etmediğini söylemeliyim. Yine PGR 3′teki gibi aynalar kopup, bir iki çizik ile çökük oluşuyor o kadar. Bu kadar grafiği ve detayı oyun bize aktarırken paşalar gibi hiç takılmadan, gayette güzel hızlarda çalışıyor. Yapımcılar yeni detayları katarken tüm grafikleri optimize etmeyi ihmal etmemişler. Oyun her zamanki PGR performansında çalışıyor. Bu da demek oluyor ki Xbox 360′ın gücünü gerçek gücünü daha yeni görüyoruz.

Oyun yine klasik arcade özelliğini koruyor. Araba ve motorları kullanmak simulasyon oyunlarına göre gayet kolay. Need For Speed kadar arcade olmasa da oyunu yarışla uzaktan yakından ilgisi olan herkes oynayabilir. Açıkçası oyunda anti patinaj devresini kapatabilme olanağı olsaydı simülasyonculara biraz daha hitap edebilirdi diye düşünüyorum. Çünkü bu kadar süper görselliğe sahip bir oyunun herkesin ihtiyacını giderebilmesi bu tür bir iki ince ayarla gayet kolay sağlanabilir.

Oynanış süresi kariyer modunda gayet tatmin edici. Normal zorlukta yaklaşık 15 saat sürerken yüksek zorlukta ise çekişme gayet fazla olduğundan 20 25 saate kadar rahat çıkıyor. Eğer Xbox Live�ınız yoksa oyun sizi kendine yinede çok uzun bir sure hapsediyor. Oyunu aynı zamanda 2 kişiye kadar aynı Xbox üzerinden, 8 kişiye kadarda Live üzerinden oynayabiliyoruz.

Oyundaki yeni araçlara değinecek olursak, eski Ferrari modelleri, yeni Audi RS4, roketle eşdeğer hızlanan Ducati 999R motor, Lamborghini LP640, yeni Ferrari 599 GTB Fiorano, ve PGR 3′te Xbox Live Pointlerle aldığımız bazı arabalar hazır olarak yer alıyor. Oyunda tümüyle yeni olan motorlar içinde birçok Ducati, Honda, Suzuki, BMW ve hatta Harley Davidson’un spor modelleri de bulunuyor.

Arabalara herhangi bir modifiye yapamadığımız PGR 4′te artık onlara çeşitli boyama çalışmaları yapabiliyoruz. Yarışlardan önce arabamızın rengini seçerken girebildiğimiz bir bölümde kendimize güzel görünen bir deseni seçip onun şeklini istediğimiz gibi ayarlayıp renklendirebiliyoruz. Oyunun modifiye eksikliğini yadırgamamak gerek. Bize bu kadar güzel grafikler ve pistler sunan bir yapım için bence gayet adil.

Gözüme çarpan bir eskiye gelince; bazı arabalarda içten görünüş oynarken koltuğumuz çok aşağıda kalıyor ve yolu görmek imkânsız hale geliyor. Tamam anlıyorum direksiyonu ve geri kalan kokpiti çok güzel modellemişsin ama yarışmak için yolu da görmek lazım değil mi? Özellikle en çok beklediğim Ferrari Fiorano�da bu tür bir eksi ile karşılaşmak beni bayağı üzdü doğrusu.

Müzikler ve sesler her zamanki gibi doyurucu. Yol boyunca müzik türünü ve şarkıyı ayrıca değiştirebildiğimiz D-pad ile kendimize uygun gazlayıcı bir şarkı bulabilmek oldukça olası. Jazzdan metale, teknodan popa gayet geniş bir yelpazeye sahibiz. Müziklerin çoğu yeni albümlerden gelmekte. Eger yarış boyunca istediğimiz türde şarkıyı bulmakta zorlanıyorsak, başlamadan önce Options’a bir uğrayıp istediğimiz müzik türlerini hatta parçalarına kadar kapatabiliyoruz. Yani oyunda istediğimiz şarkılara hemen ulaşmak ve diğerlerinden kurtulmak mümkün.

PGR 4 grafik çıtasını biraz daha yükselte dursun, bize yine o hız ve çekişme heyecanını vermeye devam ediyor. Yeni eklenen hava şartları ve motorlar ile oyuna çok güzel tatlar katılan oyun eğer bir yarış hastasıysanız, kesinlikle arşivinizde bulunması gerekiyor. Oyun güncel Xbox 360 wireless direksiyonunu da desteklemekte. Bence fırsatınız varsa, hemen ağzınızla turbo sesi çıkartarak oyun satan bir yerin yolunu tutun derim