oyunlar hakkında bilgiler olarak etiketli yazılar

Tony Hawks Pro Skater

Tony bak yavrum, bırak bu işleri dedikçe iyice sardırdı Tony olaya. Anası babası fırça atarken Tony hem kendisini ve arkadaşlarını eğlendirdi, hem de Activision sayesinde 600 milyon dolarlık bir pasta yaptırıverdi. O paraları duvar kağıdı yaparken biz de sanal evrenimizde kafa göz yarar olduk.
2000 yılında THPS 2’nin konsollardan PC’lere sıçraması ile başlayan hastalığımız bu yıl da devam edecek gibi. Ancak oyun konsolda tutulduğu kadar PC�lerde tutulmuyor olsa gerek. Bu yıl oyunun tanıtımı ve yayımı Aspyr Media’ya verilmiş. Kim onlar sorusunun cevabı: Tutulan PC oyunlarının MAC versiyonlarını yapan bir firma kendileri. Gerçi bu bölümü bizleri çok ilgilendirmiyor. Sonuçta oyun elimizde. Grafik, ses, oynanabilirlik olarak yine tavana vurup kutulamışlar oyunu.

Kayar düşersin dikkat et
Grafik ıvır zıvırı ve efektlerden bahsetmeye pek gerek yok ilk etapta. Bunlarla ilgili tüm değişiklikler artı yönde hep. Asıl olay alıştığımız oyun sisteminin değişmiş olması. Kontroller vs. aynı, panik yapmayın. Daha önce kullanılan iki dakikalık oynama zırvası kısmen de olsa ortadan kaldırılmış. Artık oynadığımız haritada bazı tipler var. Haritada bulunan �Goal�leri, bu tipi birbirinden bozuk heriflerden alıyoruz. Bu amcalar haritaların olmadık yerlerinde dikiliyorlar. Biz ise bir zaman sınırlaması olmadan trrr trrrr dolanıyoruz. �Hadi bir görevi tamamlayalım dediğimizde, amcalardan birinin önünde durup Glide tuşumuza basıyoruz. Amca bize görevi anlatıyor. Ancak bundan sonra iki dakikalık süre başlıyor. Verilen sürede görevi tamamlayamasak bile dolanmaya devam edebiliyoruz.

Ka Ching
Görevleri tamamladıkça puan ve paramız artıyor. Bu puan ve para ile yeni hareket, kaykay, kıyafet vs. alabiliyoruz. Zaten alışveriş çılgınlığının sonu yok gibi. Bu noktada ne demek istediğimi oyunda anlayacaksınız. Görevlere başlamadan antreman yapmanız da mümkün. Antreman haritasında sadece half-pipe var. Bu biraz abes olmuş aslında. Çünkü haritaların çoğunluğunda grind/slide için daha uygun parkurlar var. Burada havada asılı duran toplam 800 dolar var. Yani antremandan çok, oyuna cebiniz boş başlamayın, bir-iki şey alın da öyle girin olaya� demek istiyorlar. Para sadece yeni kaykay ve kıyafet için kullanılmıyor bu arada. Gizli dört kaykaycı ve iki harita var. Bu kaykaycılardan üçünü ve level’ları ücretini ödemek kaydıyla açmanız mümkün.

Kırılan kolumuzu bacağımızı,
Toparlarsak, THPS yine aynı oyun, aynı eğlence. Daha iyi grafikler, daha iyi kafa göz yarma efektleri, bir dünya yeni videosu, yeni görev sistemi uzun oynama süresi ile göz ardı edilemeyecek bir oyun. Bir-iki hareketle oyunu bitirmeniz imkânsız hale getirilmiş. Oyun sizi hem oynamaya, hem de kendisi hakkında ıncık cıncık ne varsa öğrenmeye zorluyor. İlgilenmediniz mi de unutuveriyorsunuz falan da filan. Bir kere bulaştınız mı yenisi gelene kadar hard disk’teki yerini koruyacaktır. Gerçi caiz mi oyun artık bilemiyorum. Jenna, Vice City’den sonra buraya da sokmuş burnunu. Koşun alın tepe tepe oynayın, canınızı hiçbir şeye sıkmayın, mutlu olun mutlu kalın (haber bülteni kapattık mübarek)…

Football Manager 2007

Championship Manager ile menajerlik oyunları dünyasına bomba gibi giren ve eidosla yollarını ayırdıktan sonra kabuk ve isim değiştiren efsane serinin son oyunun incelemesi ile karşınızdayım.Football Manager 2007 de yeni neler var.Daha ne kadar bu oyuna kapılıcaz.Eksikler giderilmiş mi?Yoksa efsane oyun eskisi kadar iyi değil mi?Hepsini bu yazıda bulacaksınız.

Öncelikle oyunun CD’sini aldık ve setup işlemi için CD-ROM’ a koyduk. O da nesi oyunun kurulumuna bir türlü başlıyamıyoruz. Ekranda boş bir form çıkmakta. Javanın eksik olduğunu öğrenip hemen netten java yazılımın güncel sürümünü indirip kurmayi deniyoruz. Oyunu bu sefer kurmayı başarıyoruz ama sorunlar bitmiyor. Oyunda bir İngilizce dil takıntısı var. Oyunu başarı ile kursanız bile PC’nizdeki tüm ayarlari İngilizceye çevirmeniz gerekecek. Demoda da aynı sorunla karşılaşanlar bunun hazırlığını daha önceden yapmışlardır. Ama yapmayanlara şimdiden soyelemek isterim ki ya İngilizce klavyeye alışın yada başka bir kullanıcı hesabı açarak tüm dil ayarlarını İnglizce yapın. Kurulumu bu kadar sorunlu olan başka bir oyun tanımıyorum. Umarım bunu yakında gelecek olan yama ile düzeltirler.

Oyun Sonunda Açıldı, Uykusuz Geceler Başlasın

FM 2007 gene FM serilerinden alıştığımız klasik açılış ekranı ile karşımıza geliyor. Eski serilere göre biraz daha modern bir dizaynı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. New Game diyerek oyun giriş yapıyoruz. İlk dikkatimi çeken olay loading sürelerinin eski serilere göre daha hızlı olması oldu. Ayrıca loading’ler esnasından oyun hakkında küçük ipuçları veren yazılar hazırlanmış. Bu sürelerde bu yazılara göz gezdirerek de vakit geçirebilirsiniz.

İlk loading ekranını geçtikten sonra karşımıza oyunda yer almasını isteğimiz ligler çıkıyor. Oyunda olmayan lig yok diyebilirim. Türkiye’de ligi de alt ligleri ile tamamen oyuna aktarılmış. Daha önceki serilerde de zaten Türkiye ligi mevcuttu oyunda. Oyuna getirebileceğim en büyük eleştirilerden biri Türkiye ligi konusunda olacak. Ne yazık ki son senelerde Türkiye liginin veritabanında büyük yanlışlıklar yer almakta. Özellikle bu sene veritabanı oldukça kötü hazırlanmış. Örnek vermek gerekirse Okan Koç hala çok iyi bir futbolcu olarak gözükmekte. Umarım gelecek resmi yama ile Türkiye ligi üzerinde birçok hata düzeltilir.

Oyunda oynamak isteğimiz ligleri seçimini yaptıktan sonra kısa bir kurulum gerçekleşiyor ve oyunda canlandıracağımız karakter hakkında bilgilerin istendiği ekrana ulaşmayı başarıyoruz. Bu ekranda göze batan en büyük yenilik artık bir geçmişimizin de olması. Eskiden ya ünlü bir futbolcu olabiliyorsunuz ya da ünlü olmasa da futbol oynamış biri olarak kendinizi gösterebilirisiniz. Bu seçimin ilerde medyanın bize olan yaklaşım şeklinde belirleyici rol oynadığını belirtmek isterim.

Tüm bu bilgileri verdikten sonra takımımızı seçiyoruz ve devam butona basarak FM 2007 dünyasına tam manası ile giriş yapıyoruz. Dizaynın bir önceki sürüme göre daha modern bir hal aldığını söylemiştim. Takım ekranında da bu modern çizgiyi fark etmemizin yanında göze batan en büyük yenilikler kısa yol tuşları olmuş. Artık tek bir tuşla taktik ekranına ulaşabiliyoruz. Yerlerine koyulan ikonlarla da daha anlaşılır olmuş bu yeni yol.

Oyuna bu sene getirilen en büyük yenilik hiç kuşku yok ki feeder club(Besleyici Takım) olayı olmuş. Mesela Türkiye liginden Galatasaray’ı yönetiyoruz. Kadroda çok genç yetenek var ama ne yazık ki fazla süre alamıyorlar. İşte bu durumda olaya feeder kulüpler giriyor. Hemen bu genç oyuncumuzu daha önceden belirlediğimiz bir feeder kulübe göndererek orda pişmesini sağlıyoruz. Feeder kulüpleri yönetimimiz belirlemekte, biz yönetime bu yöndeki isteğimizi belirtiyoruz onlarda bizlere seçenekleri sunuyor. Bu kulüplere sadece oyuncu göndermiyoruz. Bazılarından oyuncu alırken öncelik hakkı kazanıyoruz bazılarından özellikle Asya ülkelerinden gelen takımlar sayesinde kendi formalarımızı Asya pazarına sokabiliyoruz.

Feeder club olayı sadece büyük kulüpler için geçerli değil. Mesela ligimizde yer alan Bursaspor kendisine parent club(büyük kulüpler) bir kulüp seçerek ondan oyuncu alabiliyor. Bu sayede daha küçük bütçeli takımlarda kendileri geliştirebiliyor.

Burnout Paradise

[Resim]

Korkusuz sürücülerin korkusuz oyunu

Criterion Games’in yarattığı ve 2001’de ilk olarak PS2’de gördüğümüz, bir sonraki sene de Xbox ile GC konsollarına çıkan ve daha sonraki serileriyle oyuncuları kendine bağlayan, çılgın yarış oyunu Burnout’ın sonuncusu, Paradise alt ismiyle yeni nesil konsollarımızda sonunda oyunseverlerle buluştu. İlk çıktığı zamandan beri müthiş ilgi çeken, hatta ikinci oyunu için yapılan bir araştırmada oyun oynamayı sevmeyen insanlara bile fikir değiştirten, klasik arcade yarış oyunlarının aksine eğlenceyi ön planda tutan bu oyunu PlayStation 3’de oynamak ayrı bir zevk haline gelmiş.

Yeni nesildeki, eski nimetler

Yeni nesil konsollar deyince insan doğal olarak ilk önce grafiğe bakıyor. Bu yüzden oyunun sahip olduğu görsellikten başlayalım. Criterion, ilk çıkardığı kötü grafikli Burnout’dan sonra diğer serilerde grafik olayını daha ciddiye almaya başladı. Her ne kadar zevkli olsa da ilk oyundaki detaysız ve özensiz görünen araç ve çevre onları da etkilemiş olacak ki, ikinci yapımla beraber grafikler her Burnout oyununda gelişti. Yeni nesil konsolların sunduğu güç ile bu sefer grafikleri arcade türündeki yarış oyunları içinde en iyisi diyebiliriz, hatta araç modellemeleri bence çok başarılı olmuş. Her zaman grafikleriyle ön planda olan NFS serisinin son üyesi Pro Street’in çok üstünde araç modellemesine sahip Burnout: Paradise. Bunun dışında çevre de oldukça gelişmiş, her ayrıntısına kadar düşünülmüş büyük bir şehir yaratılmış ve gayet de başarılı bir iş çıkmış ortaya. Açıkçası Criterion grafik konusunda bayağı bir çalışmış, bunu oyunu oynarken girdiğiniz her sokaktan çıktığınız her dağ yoluna, son gaz gittiğiniz tren yolundan topraktan oluşan kestirme yollara kadar şehrin her köşesinde hissedebiliyorsunuz.

Teknik olarak eksiklikler yok diyemeyiz, kaplamaların çok iyi olduğunu söyleyemem, ancak oyun çok hızlı olduğundan çok göze batmıyor, fakat doğal olarak göze batan belirgin bir eksiklik var o da, Anisotropic Filtering (AF). Bunun dışında PS3’deki Multiplatform oyunların çoğunda göremediğimiz Anti-Alising (AA) ise, bu oyunda gayet başarılı bir şekilde kullanılmış. Ayrıca bahsetmek istediğim diğer nokta High Dynamic Range (HDR). Oldukça fazla hatta abartılacak düzeyde kullanılmış. Çünkü bazı anlar ışık araca öyle yansıyor ki aracın o kısmı tamamen sararıyor ya da yola vurduğunda yol sapsarı oluyor ve üstüne inanılmaz derecede gözünüzü rahatsız ediyor. Açıkçası neden bu kadar abartılı olarak kullanılmış pek anlam veremedim. Grafik konusunda son olarak 720p ve 60FPS olduğunu ve herhangi bir Framerate sorunu da olmadığını belirteyim. Genel olarak sahip olduğu görselliğin her oyuncuyu fazlasıyla tatmin edecek düzeyde olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Özünden çıkmak

Burnout’u oynayan herkes oyunun sahip olduğu içerik ve oynanış konusunda az çok bilgi sahibidir. Zaten oyun PS2’deki Dominator’a kadar hep aynı çizgide ilerlemiş ve belirgin bir değişiklik olmamıştı. Ancak Dominator ile başlayan bazı değişiklikler Paradise’a da yansımış. Bu değişikliklerden bahsedeceğim ama önce değişmeyen özelliklerden başlayalım.

Öncelikle oyunda eski serilerde olduğu gibi bir çok yarış türü var; Race,Road Rage,Stunt Run,Marked Man,Burning Route. Bu yarışlar haritada her biri farklı renkte görünüyor ve istediğinizi seçerek yarışlara başlayabiliyorsunuz. Burning Route moduna istenilen araç dışında giremiyorsunuz, o yüzden o yarış modunu tamamlamak için istenilen araçlara sahip olmanız gerekli, bunun dışında eski oyunlarda olmayan Marked Man modunda ise bitirmeniz gereken yolu tek başınıza geçiyorsunuz, fakat sizin bitirmenizi engellemeye çalışan araçlar geliyor ve sizi kazaya zorluyor. Eğer dayanıp bitiş çizgisini görürseniz başarılı oluyorsunuz, ama dayanamayıp kaza yaparsanız bir yerden sonra aracınız iflas ediyor ve yarıştan otomatikman çekilmek zorunda kalıyorsunuz. Bunun dışında oynanış yine aynı, ancak el freni ayarı iyi yapılamamış ve kare tuşuna bastığınızda araba normalden abartılı bir şekilde dönüyor. Bu yüzden el freni oyun içinde pek kullanışlı değil. Değişmeyen özelliklerden Boost sistemi ise yine eskisi gibi araçların yakınından hızla geçerek, Drift yaparak, şehrin bir çok bölgesinde yer alan büyüklü küçüklü rampalardan zıplayarak ve bazı yerlerde bulunan benzin istasyonlarından geçerek yükseliyor.Bunun dışında oyunda yine eski oyunlardaki gibi iki farklı kamera açısı mevcut.

Daha fazla uzatmadan yeniliklere değinmek istiyorum, çünkü oldukça fazla ve köklü değişiklikler olmuş. İlk önce oyunun temeli olan menü sistemi ortadan kalkmış ve menü yerine tamamen özgürce dolaşabildiğimiz bir şehir gelmiş. Fakat bu sistem ne yazık ki ilk başta güzel olmuş dedirtiyorsa da, oyuna başladığınızda keşke böyle yapmasalarmış demeye başlıyorsunuz. Çünkü oyundaki her yere aracımızı kullanarak gitmek zorunda kalıyoruz. Yarışlara girmek için ya da araç değiştirmek için haritayı açıp hemen ordan seçme gibi bir kısaltma yol yok. Bu yüzden girmek istediğiniz yarış ya da araç değişim yeri nerdeyse uzun ya da kısa yolu kat etmek zorunda kalıyorsunuz. Bu durum bir yerden sonra oyuncuyu oldukça sıkmaya başlıyor. Bunun dışında belirgin düzeyde gerçekleşen değişikliklerden biride, yarışlardaki özgürlük. Şöyle ki, eski oyunlarda yarışırken gideceğimiz yol belliydi ve o yolun dışına çıkamıyorduk, ama Paradise’da bu durumu ortadan kaldırmışlar ve yarışları tamamen özgürleştirmişler. Örnek vermek gerekirse aynen Midnight Club’daki yarışlar gibi olmuş. Yani bir yarış başladığında bitişi istediğiniz herhangi bir yolu kullanarak geçmek artık mümkün.

Biraz önce söylediğim değişiklik gibi bu da ilk başta insana güzel olmuş dedirtiyor, fakat yine oyuna başladığınızda keşke böyle yapmasalarmış diyorsunuz. Çünkü, Midnight Club’da o özgürce yaptığımız yarışlarda bize eşlik edip, kaybolmamamızı sağlayan belirgin bir yön oku vardı. Ancak Criterion bilerek mi yaptı ya da dalgınlığına mı geldi bilemiyorum, bu yön okunu koymayı unutmuş ve böylesine hızlı bir oyunda yön bulmak işkenceye dönüşmüş. Ayrıntılı olarak açıklamak gerekirse, aslında bize yönümüzü gösteren şeyler var. Ama bunlar aracın sinyal lambaları ile cadde isimlerinin dönmemiz gereken yola geldiğinde sağ ve sol olarak ekranın üstünde sinyal gibi yanıp sönmesinden ibaret. Ama dediğim gibi böylesine hızlı bir oyunda ve hasarın olduğu bir oyunda sinyali görmek kesinlikle mümkün değil, cadde isimlerini ise görüyorsunuz ama o kadar geç yanıp sönüyor ki, o hızla dönmeniz gereken virajı kaçırıyorsunuz ve doğal olarak rakiplerinize geçiliyorsunuz. .Hatta bazı yarışlarda öylesine virajlar oluyor ki nereye döneceğinizi bilemiyorsunuz anca oyunu durdurup haritaya bakmak gerekiyor, doğru yolu görmek için ancak o zamanda tüm konsantrasyon gidebiliyor. Yani böylesine güzel bir serinin yeni oyununda bu kadar önemli eksiklikler olmamalıydı.

Bir başka ve bana göre en büyük eksiklik ise Revenge ile bozulmaya başlayan, Dominator’a koyulmayan ve aynı şekilde Paradise’da da yer almayan Crash modu. İnanılmaz eğlenceli ve Multiplayer oynanmaya en müsait tür olan Crash’in, Paradise gibi yeni nesil bir Burnout’da hem de inanılmaz hasar efektinin olduğu kaza sahnelerine rağmen olmayışı çok ama çok büyük bir eksiklik. Oyunu alırken ilk olarak Crash modu aklıma gelmişti ve eve geldiğimde hemen Crash’i aradım ancak olmadığını anladığımda çok büyük hayal kırıklığına uğradım. Çünkü bana göre Burnout’u Burnout yapan iki şey var, hasar efekti ve Crash modu. Burnout 2 ve 3’de tavan yapan bu özelliği hangi akla hizmet ederek kaldırdılar, çok merak ediyorum.

Oynanışı bu kadar baltalayan eksikler olduğu için oyunu almak isteyenlerin iki kere düşünmesi gerekebilir, çünkü kolay sıkılan biriyseniz Burnout�u aldıktan bir süre sonra pişmanlık duyabilirsiniz.

Hollywood’dan esintiler

Yukarda her ne kadar bazı olumsuzluklar saymış olsam da, Burnout’un öyle bir özelliği var ki insanı mest edip, tüm olumsuzlukları unutturuyor. Bahsettiğim nokta tabi ki hasar sistemi. Criterion, bu özelliği o kadar iyi uyguladı ki artık Burnout’un değişmez bir parçası oldu. Her oyunda gelişen grafikle beraber hasar sistemi de gelişti ve yeni nesil konsollarımızda bu durum, sanki birinci sınıf Hollywood filmlerinden alınmış bir sahne gibi görünmeye başlamış. Örneğin, arabanızla son gaz duvara ya da başka bir araca çarptığınızda Slow Motion efekti devreye giriyor ve aracınızın kaputundan tutunda camların toz buz oluşuna kadar her şeyin yavaş yavaş parçalanıp, yamulmasını izleyebiliyorsunuz. Daha sonra kamera geniş açı yapıyor ve böylece aracın defalarca takla atışıyla beraber onlarca küçük parçanın etrafa yayılışını izliyorsunuz. Gerçekten görmeye değer sahneler ortaya çıkıyor. Ayrıca kaza çeşidi o kadar fazla ki bazı zamanlar oyunu bırakıp sadece kaza yapmaya çalışıyorsunuz ve bu da tek başına bir oyun gibi insanı oldukça fazla eğlendiriyor. Bunun dışında yaptığınız kazadan sonra eğer aracınız tabiri caiz ise iflah olmaz bir hale gelmişse otomatikman yenileniyor ama bazı kazalardan sonra ekranın üstünde �Drive Way� yazısı çıkıyor ve aracınızı hasarlı bir şekilde de sürebilmenize olanak sağlıyor. İşte hasar sisteminin ne kadar gerçekçi olduğu burada ortaya çıkıyor. Bazı rampalardan zıplarken aracın tavanı yere çarpıyor ve araba kağıt misali dümdüz olabiliyor. Ama o şekilde sürebiliyorsunuz ya da aracınız en çok ne taraftan hasar aldıysa orası çöküyor ve yamuk görünen bir araç ortaya çıkıyor. Bu yüzden Burnout bu konuda MotorStorm’dan sonra gördüğüm en kaliteli ve gerçekçi hasar sistemine sahip.

Oynanabilirlikten daha detaylı bahsetmek gerekirse, araçların tepkileri oldukça güzel, hızı sonuna kadar hissedebiliyorsunuz, fizikler gayet başarılı, şehrin her yerindeki her parçayla etkileşim mümkün, ancak fren sistemini pek iyi ayarlayamamışlar. L2 ile normal fren yapılıyor ancak dönüşlerde çok etkili değil, işe yarıyor ama istenilen düzeyde olmamış. Ayrıca daha önce bahsettiğim el freni ise biraz fazla abartılmış çünkü dönüşlerde kullanmak tamamen yarar yerine zarar sağlıyor. Mesela döneceğiniz noktaya geldiğinizde el frenini kullanırsanız bir anda 180 derece farklı bir yöne dönmüş olarak bulabilirsiniz kendinizi. Bu yüzden yarışlarda oldukça dikkat etmek gerekiyor.

Yarışlar demişken biraz da bundan bahsedelim. Bize verilen bir ehliyet var ve bu ehliyet D,C,B,A şeklinde seviyelere sahip. Seviye atlamak için ise istenilen sayıda yarış kazanmak gerekiyor. Bu yarışlarda trafik ışıklarının olduğu yerde bulunuyor ve oraya gittiğimizde L2-R2 tuşlarına basılı tutarak yarışa giriyoruz. Bu yarışları kazandığınızda yeni araçlar çıkıyor ve doğal olarak zamanla yarışlardaki araçlarda değişmeye başlıyor.

Yollarda sürekli gezen bazı arabalarda var ve bunları takip edip kaza yaptırdığınız takdirde o araca da sahip olmuş oluyorsunuz. Bu da araç çıkartma yöntemlerinden birisi. Toplamda çıkartabileceğiniz 75 araç var. Bunun dışında oyunun sahip olduğu müthiş hasar sistemi sayesinde en eğlenceli yarış türü Road Rage yani Takedown’lar olmuş. Size verilen sınırlı süre içinde istenilen sayıda Takedown yapmanız gerekiyor ve otoyol gibi yoğun trafik olan yerlerde aynı anda birbirine kaza yaptırmaya çalışan sizinde dahil olduğunuz bir çok arabayla inanılmaz kaza sahneleri ortaya çıkıyor. Burnout Paradise, Sixaxis’in sahip olduğu hareket algılayıcı sistemi de kullanmamıza olanak sağlıyor. Ancak oyun çok hızlı olduğu için Motion Sensitive ile kullanmak oldukça zor ve yorucu olabiliyor. Oldukça zaman harcayıp alışmak lazım yoksa her yarışta onlarca kez kaza yapmanız kaçınılmaz.

Bir de oyunumuz online destekli. 8 kişiye kadar arkadaşlarınızla toplanıp Drift, Takedown gibi özellikleri birbirinize karşı oynayabilirsiniz. Burnout serilerinde sürekli olan ve gaza getiren hareketli şarkılar aynen bu oyunda da mevcut ve alınan zevki oldukça arttırdığını da söyleyebilirim. Ayrıca araçların sesleri de çok başarılı olmuş, motor seslerine hayran kaldım diyebilirim ve değişen kamera açısıyla seslerin geldiği noktada ona göre değişiyor. Aynı şekilde kaza anında ortaya çıkan seslerde gerçekten muazzam olmuş. Birebir gerçek kaza sahnelerine gerçek kaza sesleri eşlik ediyor diyebiliriz. Bunun dışında aracınızı bir yerde durdurduktan bir süre sonra arabanızın motoru duruyor ve klasik müzik eşliğinde Paradise City size tanıtılıyor. Herhangi bir tuşa basarak tekrardan arabanızın durduğu noktaya dönebiliyorsunuz ve arabanızı tekrar çalıştırmak için de R2 tuşuna basılı tutuyorsunuz ve o anda motorun çalışma sesi duymaya değer olmuş.

Uzun lafın kısası

Başka bir Burnout yok. Arcade yarış türünün kesinlikle kralı. Evet, bazı eksiklikler, hatalar olabilir ama yinede bu oyun hakikaten çok başarılı. Criterion, yeni nesile yakışan bir Burnout yapmış dersek yalan olmaz. Ancak oyunda biraz Burnout özünden çıkıp NFS’ye yönelme olmuş. EA ile anlaşıldıktan sonra böyle bir değişiklik açıkçası şaşırtmadı beni. Sonuç olarak Burnout: Paradise belki bir klasik değil ama kesinlikle oynanmayı hak eden bir oyun olmuş.

 


Far Cry 2

Ubisoft efsaneyi devam ettirebilecek mi?
2004 Mart’ına bir geri dönelim. Yediğimiz bir roket ile birlikte kendimizi cennet gibi bir adada buluyorduk. Tam “Böyle rokete can kurban” diyecekken, aslında cehennemin tam ortasına düştüğümüzü anlıyor ve çıkmak için mücadele vermeye başlıyorduk. CryTek’in muhteşem Cry Engine’ı ile geliştirilmiş olan FarCry’dan bahsediyoruz. Kimse ondan böyle bir patlama beklemezken, o zamanın en fazla oynana yapımlarından birisi haline gelmişti. 4 senelik bir aranın ardından, FarCry 2 ile buluşmaya hazırlanıyoruz. Teknolojiden nasibini sonuna kadar alacak, hem grafiksel hem de yapay zeka namına çok önemli getirileri olacak. Bu arada hemen belirtelim; olayın sorumluluğunu bu sefer Ubisoft Montreal almış durumda.

Başka bir cehenneme
FarCry’da macera yaşadığımız o güzel ada, yerini bu sefer Afrika’nın tehlikeli çölleri, savanları, ormanları ve yerleşim yerlerine bırakıyor. İlkiyle bağlantısı olmayan bambaşka bir hikaye içerisinde olacağız. Afrika kökenli iki savaş topluluğu var ve bunlar birbirleriyle çatışma halindedirler. Başlarken, istediğimiz asker türünü seçerek, bu savaş birliklerinden istediğimize hizmet etme şansına sahip oluyoruz. İster ikisine de düşman hareket edebilir, istersek birine ya da her ikisine birden dostça davranabiliriz. FarCry 2’nin en önemli özelliklerinden birisi olarak, atacağımız her adım ve yapacağımız her hareketin, oyuna direkt olarak etkisini söyleyebiliriz. Herhangi bir birliğe yardım ettiğimizde ya da düşman davrandığımızda, oyunun senaryosu buna göre değişecek ve olayların seyri daha farklı olacak. Bu sadece seçimlerimize bağlı değil, savaş sırasında yaptığımız hareketlere de bağlı olacak. Ters bir hareketimiz bize pahalıya mal olabilir, ya da kritik kararlarımız ile kendi hayatımızı kurtarmış olabiliriz. Yalnız, asıl olay The Jackal isimli esas elemanı bulma üzerine gelişiyor. Bu elemanın en önemli özelliği, her iki savaş birliğine de silah tahsis ediyor olması.
Özgürlüğümüz sadece vereceğimiz kararlar çerçevesinde değil, koskoca bir harita üzerinde hareket edeceğiz ve görevlerimize dilediğimiz yoldan dilediğimiz şekilde ulaşma şansına sahip olacağız. Yaklaşık 50 km karelik bir oyun alanı var. Yapımcıların bize bu konuyla ilgili verdiği bir müjde var; bu koca harita üzerinde gezinmemiz sırasında her şey sabit diskimizden direkt olarak okunacak ve bu da hiçbir yükleme ekranı ile karşılaşmayacağımız anlamına geliyor. Bize yardımcı olmak üzere, yanımızda pusulamız ve haritamız da olacak.
Ubisoft Montreal, geliştirmiş olduğu yeni nesil grafik sistemini, FarCry 2 ile birlikte beğenimize sunacak. Bu grafik motoru tam bir gelişim abidesi. Öncelikle, hava şartlarının gerçek zamanı olarak oyuna yansıdığını görebilecek, gerekirse saldırı stratejilerimizi bu şartları göz önünde bulundurarak değerlendirebileceğiz. Rüzgar çıktığını var sayalım, etrafı ateşe verdiğimizde, alevlerin rüzgarın yönüne ve şiddetine göre yayıldığını görebileceksiniz. Buradan çıkartabileceğimiz bir başka sonuç ise, çevreye hasar verebileceğimiz. Otları ve ağaçları tutuşturabilecek ya da etrafa kalıcı hasarlar uygulayabileceğiz. Gerçek zamanlı olarak gün ve gece geçişleri yaşanacak. Gündüz ne kadar ortalıkta olursak, gece de gizlenebilmemiz için biçilmiş kaftan olacak. İstersek kendimize tenha bir yer bulup, burada dinlenebilecek, gecenin gelmesini bekleyerek kendimizi daha rahat gizleme şansını elde edebileceğiz.

Mantık çerçevesi
Gelişimin tek adresi grafikler değil. İlk FarCry’da oldukça takdir edilen yapay zeka, FarCry 2’yle birlikte daha da ileri gidiyor. Gerçeğe çok yakın bir mantık mekanizması geliştiriliyor ve böylece karakter hareketleri programlı olmaktan çok, kendileri düşünüyormuş gibi hareket etmeleri sağlanacak. Zor durumda kaldıklarında yardım çağıracak, sizi zor duruma sokmak için kendi stratejilerini geliştirecekler. Karanlıkları kullanacak ve gerekirse etrafı ateşe verip sizi tuzağa düşürebilecekler. FarCry 2’de de araçlara yer veriliyor ve çeşitli kovalamacalar yaşayacağımız belirtiliyor. Araçlar konusunda da güzel haberler var; bizi gerçekçi hasar modellemeleri bekliyor olacak. Aracımız hasar durumuna göre şekillenecek ve bir yerden sonra da alev alıp patlayacak. Böyle durumlarda da çok dikkatli olmamız gerekiyor. Kullanabileceğimiz birbirinden farklı 30 silahımız var ve hepsinin kendine göre avantaj ve dezavantajları olmasından dolayı, kullanma koşullarına dikkat etmemiz gerekiyor.

[Resim]

“Hava şartlarının gerçek zamanı olarak oyuna yansıdığını görebilecek, gerekirse saldırı stratejilerimizi bu şartları göz önünde bulundurarak değerlendirebileceğiz.”

FarCry 2’de aldığımız hasarlara dikkat etmek durumundayız. Eğer aldığımız hasar miktarı azsa, bir yerden sonra zaten kendi kendine düzelecek. Ancak, ağır hasar aldıysak, yanımızda taşıdığımız ilk yardım çantasına başvurmamız gerekiyor. Hasarın şekline göre kendimizi tedavi edeceğiz, tabii tedavi olma süremize kadar yaramızın acısını derinden hissediyor olacağız.
Anlattığımız bunca şeyden mantık olarak şöyle bir sonuç çıkartılabilir; bunca grafiksel ve yapay zeka gelişimini kaldırabilmek adına güçlü bir sisteme ihtiyaç duyabiliriz. Doğrudur, güçlü bir sistem bunca şey için garanti olacaktır, ancak yapımcıların belirttiğine göre, FarCry 2, tek çekirdekli işlemcilerin de çalıştırabileceği şekilde optimize edilecek. Tabii, DirectX10’un marifetleri sonuna kadar desteklenecek.

Duyalım bu çığlığı
İlk FarCry’ın yarattığı bombadan sonra, ikincisinin de gümbür gümbür geldiğini söyleyebiliriz. Gelişimini maksimum düzeyde tamamlayıp karşımıza çıktığında, tadından yenmeyecek bir yapım ile karşı karşıya kalabiliriz. FarCry bize gerçekten sürpriz yapmıştı, ancak FarCry 2 de kalite dolu geldiği zaman, bu sürpriz olmayacak, ama bize kendini sonuna kadar alkışlatacaktır. FarCry 2, PC’nin yanında Xbox 360 ve PS3 için de hazırlanıyor ve 25 Mart 2008’den itibaren piyasalardaki yerini alacak.

[Resim]

Mafia 2

2K Games, yaptığı açıklamayla aksiyon oyunu Mafia II’yi duyurdu. İlk oyunda olduğu gibi Illusion Softworks tarafından geliştirilen oyun, 1940-1950 yılları arasında geçecek. Hikayesi hakkında henüz açıklama yapılmayan oyun, PC, PS3 ve Xbox 360 platformları için geliştiriliyor. Şu ana kadar piyasaya çıkan en iyi mafya temalı oyun olması beklenen oyunun yayımlanan ilk ekran görüntüleriyle sizleri başbaşa bırakıyoruz.